ATATÜRK’ÜN SURİYE POLİTİKASI ÜZERİNE TARİHSEL ETÜTLER

 

 

İdlib’teki askeri reaksiyonlar, Türkiye’nin sinir uçlarına ulaşmıştır. Ayrıca bir milyona yakın sığınmacının tekrar sınırımıza doğru hareketlenmesi de, ülkemize karşı bir stratejik göç mühendisliği kartının oynandığını göstermektedir. Şu an, İdlib’te hem ülkemizin hem de Suriye’nin ulusal güvenliği açısından çok kritik bir süreç yaşanıyor. Dolayısıyla ‘Soçi ve Astana mutabakat teorilerini sahada herkesin kabul edeceği bir pratiğe dönüştüremeyen Türkiye-Rusya ve İran karşı karşıya mı gelecek?’ sorusunu haklı olarak soruyoruz. Uzlaşmaların sağlıklı biçimde sürmesi ve gelişmesi, tarafların ilkeli ve aklıselim hareket etmelerine bağlıdır. Zira, ABD bu süreçte Türkiye ve Rusya’nın karşı karşıya gelmesini arzu etmektedir. Nihayetinde yeniden bir Türk-Rus çatışması arzu eden bir ABD siyaseti mevcuttur.

   Birinci Dünya Savaşından sonra İngiltere ve Fransa’nın ‘bağımsız bir Arap Krallığı kurmatasarısından vazgeçerek  tutmayarak Arap topraklarını işgal etmeleri ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yaptıkları isyandan pişman olan Araplar tekrar Türkler’e yanaşmışlardır. Özellikle, Irak ve Suriye’deki önemli aşiret liderleri ile halk Mustafa Kemal Paşa’dan kendilerini kurtarmasını istemişlerdir. Mustafa Kemal ATATÜRK, bu devletlere gereken maddi ve manevi desteği vermiş ve özellikle Suriye’deki direniş unsurlarıyla beraber İngiltere ve Fransa’ya karşı ortak bir özel harp ve istihbarat faaliyeti yürütmüştür.

Hatırlatmakta fayda görüyorum; Atatürk uluslararası arenada da bir tek Türklerin değil, bölgedeki tüm milletlerin bağımsızlık haklarını dile getirmiştir. Lozan Barış Antlaşmasında Türk heyetin başkanlığını yapan İsmet Paşa’ya verdiği talimatla önceden Osmanlı yönetimi altında olup da İngiltere ve Fransa işgaline uğrayan bölgedeki tüm ulusların bağımsızlık haklarını verilmesini dile getirmesini istemiştir. İsmet Paşa da Lozan Barış Konferansında yaptığı konuşmasında, Ortadoğu bölgesindeki tüm milletlerin bağımsızlıklarının tanınması gerektiğini belirtmiştir.

   Bugün, ülkemizin ulusal güvenliği için tehdit oluşturan en önemli mesele kuşkusuz Suriye meselesi ve bu ülke üzerinden ülkemize karşı yürütülen stratejik göç mühendisliği projesidir. Bu konuda etkili ve somut bir starteji oluşturmak için, hem devlet aklının sağduyu ve bilinçle tam anlamda harekete geçmesi hem de yakın tarihimizden ders niteliğindeki bazı anekdotları çıkarmak gerekmektedir. Bu noktada en önemli tarihsel etütler, Büyük Önder ATATÜRK’ün Suriye ve Ortadoğu konusunda çeşitli dönemlerde ifade ettiği beyanat ve açıklamalarda bulunmaktadır. Bunların en önemlilerini sizlere sunmak istiyorum:

Aynı Emperyalist Devletler aynı derece şiddetle Türk’ün de, Arap’ında, Irak’ında, Anadolu’nun da, Suriye’nin de düşmanlarıdır. Şu halde Anadolu’nun, Irak’ın, Suriye’nin hayatı ve menfaatleri pek sıkı bir tarzda birleşmiş bulunuyor. Demek oluyor ki, Türklerle Iraklılar, Suriyeliler arasında sıkı bir dostluk ve uyum siyaseti gerektirir.”

(Hakimiyet-i Milliye gazetesi başyazı 26 Temmuz 1920)

”Meclisi Mebusan’ın genel ruh hali nazarı itibara alınmalıdır. Biz mütareke sınırlarını kabul ettik, bazıları Suriye federasyonunu kabul edeceğiz derler. Biz de bizim sınırı kabul edersek, sonra başka şeyler çıkar. Buna o zamanki siyasi vaziyetlere göre karar verilir. Bu konuda mebusların evvelce görüşlerini almak lazım geldiği gibi, kuvvetli bir grup vücuda getirmeye çalışacağız.” (23 Kasım 1919, Heyeti Temsiliye Toplantı Zaptı)

Bu açıklamada görüldüğü üzere, İstiklal Harbimizin en karanlık ve zorlu günlerinde bile, ATATÜRK ve kurmay kadrosunun hedefi, Suriye ile bir konfederasyon oluşturmaktır.

Yine ATATÜRK, 29 Şubat 1920’de Talat Paşa’ya yazdığı mektubunda “Araplara karşı başından beri ifade ettiğimiz siyasi formül şudur: Her millet kendi dahilinde bağımsızlığını kurtardıktan sonra ‘konfederasyon’ halinde birleşmek. Bu esas Araplarca memnuniyetle kabul edilmiştir.” ifadelerini kullanmıştır. ( ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ, C. 6, S.83.)

Ayrıca, ATATÜRK’ün vermiş olduğu bazı özel talimatlar da bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak;

“Osmaniye, Bahçe, Maraş, Urfa taraflarında pek mühim muvaffakiyetler elde ettik.Hareketimize devam etmekteyiz. Mektuplarınızda, Suriye, Irak ve Türkiye’nin bağımsızlıklarını kurtaracak bir ‘konfederasyon’ teşkil eylemek veyahut gelecekte kararlaştırılacak tarzda bir irtibat tesis eylemek maksadıyla birlikte hareket edilmesi bildirilmiş ve biz de bu tekliflerinizi kabul ederek, tafsilatlı talimat göndermiştik.” (24 Ocak 1920, Halep’te Milli Teşkilat yöneticilerine gönderilen talimat, ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ, C. 6, S.79-80. )

Bu talimat bölgenin istihbarat teşkilatı olan Halep Milli Teşkilat’ına verilmiştir. Bu son derece gizli talimattan da anlaşılacağı üzere, Mustafa Kemal Atatürk ve kurmay kadrosunun, geleceğe yönelik çok özel ve etkili bir askeri planlama tasarladıkları görülmektedir.

ATATÜRK’ün akılcı ve güçlü bir stratejik kurguyla oluşturduğu Suriye politikasının, bugün de ülkemize ve devletimizin yöneticilerine tavsiye ve hatta kurtarıcı nitelikte bir örnek teşkil ettiğini görmemiz zorunlu hale gelmiştir. Ülkemizin sınır güvenliği, hem ülkemize karşı sahneye konulan stratejik göç mühendisliği kurgusu hem de Suriye’nin kuzeyinde yer alan Türk nüfusunun güvenliği açısından yeni çözümlerin üretilmesi gerekmektedir. Artık Türkiye stratejik ilişkilerini ideolojik blok tercihine göre kurgulamamalıdır. Türkiye’nin son dokuz yılda Suriye’den ve son iki haftada İdlib tecrübelerinden elde ettiği stratejik çıkarımlar, bu rasyonel durumun tetikleyicisi olacaktır. ABD’nin kendi global rolünü yeniden tanımladığı yerkürede eski liberal düzen sona ermektedir. NATO, eskisinden daha fazla sorunla boğuşmaktadır. Özellikle Asya ve Afrika’da güç rekabetine dayalı ve çok kutuplu bir düzen kurulurken, doğal olarak oluşan yeni güç dengelerinde, Türkiye gibi potansiyel güç adayı olan ülkelerin tek bir büyük güce dayalı, dış politika ve stratejik denge kurması da mümkün değildir. Ayrıca, stratejik ilişkiler artık tek taraflı bağımlılıkları kaldıramayacak bir niteliğe sahiptir. İdlib, süregelen çatışmaların zirveye çıkabileceği ve tarafların çok daha büyük bir çatışmaya sürüklenebileceği bir ortama sahiptir. Buna rağmen, tarafların uzlaşmaya en yakın olduğu kilit nokta da yine İdlib’tir. Dolayısıyla, ülkemiz dış politika eksenini belirlerken, bir büyük güce dayanarak bunu yapmak yerine, milli çıkarların ön plana çıktığı, akılcı bir paradigmayı oluşturarak hareket etmek zorundadır.

 

Umut Berhan ŞEN / SASAM Uzmanı-Analist Yazar

1 Comment

  1. Since the admin of this web page is working,
    no hesitation very shortly itt will be renowned, due to its quality contents.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Araç çubuğuna atla