Tengri İnancında Şamanlığın Yeri Üzerine Bir İnceleme

Tengri İnancında Şamanlığın Yeri Üzerine Bir İnceleme

Özet
Türklerde görülen dinsel motifler Tengricilik inancı üzerinden
şekillenmiş, tahrif olmuş, türemiş ve esinlenmiştir. Tanrı kelimesi, Göktürk
ve Uygur dönemlerinde yazılmış olan Türk yazıtlarında Tengri olarak
karşımıza çıkar. Türklerde Tengri, tapınılan tek unsur olmuştur. Bu inançta
Tanrılar, Tanrıçalar ve Tanrılar ailesi yoktur. O tektir, doğumsuz ve
ölümsüzdür. Bu bakımdan Türklerin tanrı inancı, tarih öncesi dönemlerdeki
inanç sistemleri içerisinde benzersizdir. Mısır tanrı olarak firavunlarını
görüyor, Roma ve Batı birbirleriyle mücadele eden, doğan ve ölen tabiat
tanrılarına inanıyor, Araplar, Çinliler ve Hintler tabiat güçlerine ve putlara
inanıyorlardı. Türkler ise Tanrının tekliğinden ve rakipsizliğinden hiçbir
dönemde ödün vermemiş, onu somutlaştırmamış hatta simgesel bile olsa
resmini çizmemiştir. Bununla birlikte Bozkır kanunları olarak gördüğümüz

 Etnolog / Kültür Tarihçisi
Töre/Türe geleneğinde Tengri’nin resmini çizmek büyük bir suç
olmuştur. Bu bağlamda Şamanlık Türklerin inancında değil sadece bazı
uygulamalarında vardır. Bu çalışmada Tengri inancıyla Şamanizmin
kavramsal ayrımını belirlenmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Tengri, Şamanlık, Din
Giriş:
Din, kişinin kutsalla ilişkisini belirleyen inançlar ve doğmalar
bütünüdür. Din, kişinin, alın yazgısına bağlı gördüğü üstün bir güç ya da
ilkeye inancıdır; bu inancın sonucu olan bir yaşama kuralı yaratabilecek
zihinsel ve ahlaksal tutumudur. Din, bir yandan, insanların anlayamadıkları,
alın yazgılarına bağlı gördükleri ve karşısında güçsüz kaldıkları doğa ve
toplum olaylarını üstün güçlerle açıklama eğilimlerini, bir yandan da, bu
nitelikteki tasarımların, kurallar, törenler v.b biçimlerde örgütlenmesini
belirtir. Bir bakıma dinler ruhsal dünyaya açılan kapılardır.
Dinlerin nasıl ortaya çıktığına yanıt verebilmek için çok uzak geçmişe
eğilmek gerekir. Uzak geçmiş, arkeologların ve tarih öncesini inceleyen
tarihçilerin araştırmalarından ortaya çıkmaktadır. Diğer bir kaynakta, Taş
Devri’nde hatta daha öncesinde kalmış yaşayış ve düşünüş biçimlerinin,
günümüzde hala tarih öncesine benzer bir yaşam süren ve “ilkel” olarak
nitelendirilen az sayıdaki topluluk kalıntılarıdır.
İnsanların inançlarındaki gelişimi ve değişimi tanımlamaya çalışan
kültür bilimcileri aralarında küçük noktalarda ayrılmalarına rağmen, genel
olarak ana çizgide birleşirler. Kültür Evrimcilerine göre insan,, düşüncenin
ilk aşamasında kişisel bir tanrı tasarlayabilme yeteneğinden yoksundur: Bu
canlılık dönemidir.Bu dönemde her çeşit doğa olgusunda, göktaşlarında,
kayalarda, ağaçlarda, çağlayanlarda, şimşekte, hayvanlarda, kanda, ay ve
güneş tutulmalarında, yaşlı adamlarda, kadınlarda, cinsel yaşamın belirli
durumlarında, sara hastalığında v.b birçok şeyde değişken ölçüde, eşit
olmayan bir güçte kendini gösteren, belirsiz, korku verici, güçlü ve gizine
erişilmeyecek bir”güc”e inanış vardı.
Bu düşünceye karşı çıkanlara göre ise, insanlar en ilkel dönemde bile
bir tek iyi tanrı düşüncesini taşımışlardır; çok tanrıcılık, bu ilk ve özgün
inancın çöküşü sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu tezin savunulması olanaksız
değildir; çünkü, ilkel toplulukların, özellikle Pigme’lerin arasında, basit ve
kaba bir biçimde de olsa, tektanrıcılığın bulunduğuna ilişkin deliller vardır.
Bazı ilkel kabilelerde görülen”Ulu Tanrı”ya inanışında, bu tür tek
tanrıcılığın kalıntısı olduğu açıktır. Fakat ilkel topluluklarda “Ulu Tanrı”
çoğunlukla geri plandadır: Ona tapılmaz, erkek ya da kadın olabilir. 1 En
eski Türk inancı olan Tengricilik/Tanrıcılık temelinde moniteist(tek tanrı)
bir yapı barındırır. Türklerin Şamanlık ile tanışmasına kadar geçen evrede
uygulamalardan (ritüel) yoksun, ancak geleneklerle yürütülen bir inanç
yapısı mevcuttu. Türklerin geniş coğrafyalara yayılması, Tengri inancı
uygulamalarını çeşitlendirmiş hatta bazı bölgelerde Şamanlığın etkisinde
kalmıştır. Kendilerini Tanrı buyruğunu yaymaya adayan Türkler, Dünya
düzenini sağlamak amacıyla mücadele etmişlerdir. Ancak bunu diger
kültürlerdeki misyoner faaliyetlerle karıştırmamak gerekir. Türk inancına
göre kişioğlu özgür iradersiyle Tanrıya ulaşmalıdır.
Evreni ve kişioğullarını yaratan Tanrı’nın aynı zamanda yüksek ahlak
özellikleri taşıdığına inanılmıştır. Araştırmacılara göre, arı bir Gök kültü
bulunan Hunlar’da gerçek bir dinle karşılaşılmakta, Göktürkler’de ise Tanrı
bütünüyle manevi bir güç durumuna gelmektedir.
Tengri İnancının Türkler’e özgü bir inanç olduğu ”Tengri”
sözcüğünden anlaşılmaktadır. Bu sözcük bütün Türk lehçelerinde yer
almasının yanı sıra, birçok Asya topluluğu dillerine giren ortak bir kültür
öğesidir. Türkçe olan Tanrı sözcüğü en açık biçimde Çince yazılmış bir
metinde Hun imparatoru Mete’nin unvanları arasında geçmektedir.

1 Dinler Tarihi Ansiklopedisi, Medya Ofset 1999, s 270
İmparatorluğun kuruluşunu Çin imparatoruna haber veren bir mektubunda,
Asya Hun hükümdan Mao-tun, “göğün tahta çıkardığı büyük şan-yü”
ünvanını kullanıyordu. Oğlu ve halefi, kendisinden daha da azametli
sözlerle bahsetmiştir : “Göğün ve toprağın can verdiği ve güneşle ayın
mevkiine çıkardıkları, Hiung-nu kavminin büyük şan-yü’sü ” . Şan-yü, arz
üzerinde, bütün kainatın iradesi ve tüm yardımıyla hüküm sürmektedir.
Tebaası önünde, göğün oğlu ve göğün kopyası gibi görünür. Bir Çin
kaydına göre Asya Hunları hükümdarlarını “göğün oğlu” diye
isimlendirirlerdi. Aslında hükümdar ünvanı olan şan-yü kelimesinin de m
anası “büyük” ve “geniş” idi, ve bu da temsil ettiği göğün böyle olmasından
ileri gelirdi . Sonraki asırlarda da, ilahi lutufkarlık nazariyesi kuvvetini
kaybetmemiştir. Orkun Türk kitabelerinin bir yerinde şu sözleri okuyoruz :
“Tengriteg tengride bolmuş Türk Bilge kağan”.2
Aslına bakılırsa Türkçe’de “Allah” anlamında kullanılan Tanrı
kelimesi, “Gökyüzü” ve “Şafak” manalarına gelen “Tan”dan türemiştir.
Orta Asya Türk boylarında daha çok “Gökyüzü” anlamında kullanılmıştır.
Çağatayca’ Tengri, Yakutça’da Tangora, Tanara, Altaylarda Teneri,
Sümerce’de Tingir, Dingir, Oğuzca’da Çalap, Çelep, Kazanlar’da Tengri,
Teri v.b şekillerde yazılmıştır. Kaşkarlı Mahmud, Tanrı kelimesini şöyle

2 Gyula Nemeth, Attila ve Hunları, Ankara Ünlversitesl Basımevi- Ankara, S 96
açıklamıştır: ”Tengri, yüce Tanrı manasına gelir.”3 Türkler’de ay tengri,
kün tengri, kün-ay tengri söyleyişleriyle idi, izi, ugan, çalap / çalab, bayat
ve günümüzde Orta Asya’da yaygın olan kuday kelimeleri de
bulunmaktaydı. Haca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi
Türk inanç sisteminin öncülerinin sözlerinde ve eserlerinde anlatılan
Tanrının Türklerin başka dinlere inanmadan önceki hissini barındırdığı
açıktır.
Günümüz Orta Asya’sında yaşayan Türk dillerinde Tengri kelimesi
“Tanrı” ve “gök” manalarını ifade etmektedir. Türkiye Türkçe’sinde Tanrı
kelimesi yalnız “Allah” karşılığında kullanılmıştır. Orhun Abideleri’nde
Tengri kelimesi daima ilahi bir kudreti ifade eder. O’nun iradesiyle iktidara
gelen hükümdar, Tengri gibi, Tengri doğumlu ve Tengri tarafından
yaratılmıştır. Türk milletini koruyan, düşmana galip gelmesini sağlayan hep
Tengri’dir. Bazı kaynaklarda O’nun Türk Tangri’si olarak zikredildiğinde
görülmektedir.4
Türklerin Tengri inancına göre: Tengri tektir, eşi ve benzeri yoktur.
Yaratıcıdır; bilinen ve bilinmeyen her şeyi o yaratmıştır. Buyurur, iradesine
uymayanları cezalandırır. İnsanlara Kut ve Ülüğ bağışlar ama bunları layık

3 Divan-ı Lüğat’t-Türk, çev.Besim Atalay, Ankara 1941, s.376
4 Muharrem Ergin, Orhun Abideleri , İstanbul 1970, s 25
olmayanlardan geri alır. Canlılara yaşam verir. Ölüm O’nun iradesine
bağlıdır. Sözlerine ve emirlerine Töre denir. Tengri buyrugundan kimse
ayrılamaz, kut verir yada alır.
Bu tanrı hayvan veya insana benzer (zoomorfik / antropomorfik)
özelliklere sahip degildir. Eski Sumer, Yunan ve Roma tanrı anlayışlarıyla
var olan tanrıların tanrıçalarla evlenmesi (kutsal evlilik) inancına Türk tanrı
anlayışında rastlanmaz. Öte yandan kitâbelerde yer alan “Türk Tanrısı”
ifadesinden hareketle bu tanrının millî bir ilâh olduğunu düşünmek dogru
değildir. Çünkü kitâbeler bir bütün halinde okunduğunda burada konu
edilen göktanrının bir kabile ilâhı ya da millî tanrıdan ziyade evrensel bir
tanrı olduğu söylenebilir.
“Türk Tengrisi” ifadesini Türklerde, Yahudilerde olduğu gibi
“Kavim Tanrısı” diye anlayanlar var. Bu yanlış anlamadır. Tanrı
Bir’dir…Bilge Kağanda Tanrı’nın Türk’ü koruduğunu anlatırken, Türk
Tanrısı ifadesini kullanmıştır. Göktürk yazıtlarındaki inancın temelinde
Tanrı vardır. Tanrılar değil…Türk İnancında Tanrı, yeri, gögü ve ikisi
arasındakileri, insanoğlunu yaratan Sonsuz Gök’ün kendisidir. Yani
Sonsuzluktur. Her şey geçicidir ve ebedi olan O’dur.5

5 Namık Kemal Zeybek, Türk’ün İnancı, Doğan Yayıncılık, İstanbul 2017, s32-33
“Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş.”Kül Tiğin
anıtında geçen bu özlü söz, bize, Tanrı’nın ölümsüz, insanın ise ölümlü
olduğunu göstermektedir. O halde, Göktürklerde bilebildiğimiz kadarıyla
evrensel dinlere yaklaşan bir Tanrı anlayışı hâkimdir. Ancak bu Tanrı, Türk
Tanrısıdır, başka bir milletin tanrısı değildir. Evreni de yaratan odur. Yere
suya kutsallık verende odur.6 Orhun Abidelerine göre Tanrı, evrenin ilk
nedenidir, yani yaratıcısıdır. Göktürklerin kağanlık kurması onun isteği ile
olmuştur. Bizanslı tarihçi Simokattes, Göktürklerin ırmak, dağ, orman gibi
doğa varlıklarına saygı gösterdiklerini ama yalnızca yerin göğün yaratıcısı
bildikleri tek bir Tanrı’ya taptıklarını bildirmektedir. Tengri inancını
esasları, eski Çin ve başka kaynaklardan, Orhun yazıtları ile öteki eski
Türkçe belgelerden az çok belirlenebilmektedir. Bu konuda en önemli
kaynak ise Orkun Kitabeleri, söylenceler, savlar ve geleneksel
uygulamalardır.
Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok
avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü
olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır.
Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına
göre Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Hunlar, Tabgaçlar,
Göktürkler, Uygurlar gibi eski Türk topluluklarında inanç sisteminin

6
Orhan Türkdoğan, Türk Tarihinin Sosyolojisi, İstanbul 2003, s.218
başında yer alır. Türkler, disiplinli bir hayat ve toplum düzenleri yüzünden
”Tek Tanrı” düşüncesine çok erken çağlarda erişmişlerdi.7
Türk İnancını başka kültürlerde görülen mitolojilerle ve
Panteonlarla karıştırılması yanlıştır. Hatta sıklıkla ifade edilen Şamanlık
Türk inancına sadece büyücülük, şifacılık ve çeşitli ruhlarla girebilmiştir.
Türk inancını şamanizm gibi Dünyanın birçok bölgesinde görülen
uygulamalarla anlatmaya çalışmak bilimsellikten uzaklaşmaktır. Bu önemli
ayrımı yapabilmek, Türk sosyolojisini, pskolojisini, etimolojisini hatta eski
Türk dilini bilmeyi gerektirir. Bu bağlamda Tengri İnancının hangi
süreçlerden geçerek olgunlaştığını bilmek önem kazanmaktadır. Türk
Tengri inancında bulunan Totemizde bile herhangi bir unsuru Tanrı kabul
etmek yoktur. Türklerin Ongun kabul ettiği hayvanlar aynı kişioğullarında
olduğu gibi kutsal ruhlar taşımaktadır. Türklerle aynı coğrafyada yaşayan
Kurtlar kutsiyet derecelerine göre rütbelendirilmiştir. Gökkurt, Bozkurt,
Kızılkurt ve Karakurt buna örnek gösterilebilir. Aynı şekilde geyiklerde
Türk inancında kutsiyet kazanan hayvanlardandır. Türkler kutsal saydıkları
Alageyiğin ardından Avrupaya ve Anadoluya kadar gelmişlerdir. Ongun
kültü, doğalar kültü ve atalar kültü, düşünce gelişimi olarak Tengriciliği
tamamlayan unsurlardır.

7
Bahaddin Öğel ,Türk Kültürü’nün Gelişme Çağları II,M.E.Basımevi, İstanbul 2001,s.87
Türklerin Atalar Kültü; ”Dünyada yaşarken ruhsal yönden kudretli
kişilerin öldükten sonrada, ailelerini ve toplumlarını korumaya devam
edeceği” inancına dayanmaktaydı. Bu kütsel inançtan da anlaşılacağı gibi,
Eski Türkler her insanın bir ruha sahip olduğuna inanmaktaydılar. Eski
Türklere göre ruhsal kimlik ölümle yok olmuyor, varlığını ölümden sonra
da devam ediyordu.8 Türk mezar anlayışının ölüm ötesi inancının oluşumu
ruhların ölümsüzlüğü ile bağlantılıdır. Eski medeniyetlerin inanç temelinde
bulunan iyi-kötü mücadelesi, Türklerin anlayışında farklı bir yer edinmiştir.
Türk inancına göre Tanrı iyidir, ışıktır, kut verir, dengeyi sağlar sonsuz
boyutta sonsuzdur.
Tek Tanrı dini inançları olan atalarımız günde iki defa, doğarken ve
batarken güneşe dönüp Sonsuz Tanrı’yı hatırlayıp, O’nu övüp, O’na
tapınırlardı. Bu sanıldığı gibi güneşe tapmak değildi. Güneş Tanrı’nın
insanoğluna en yakın dışa vurumuydu. Tanrı inançlılar, Tanrıya
yakınlaşmak ve Tanrı’nın dışavurumu sayılan her şeye karşı da saygılı ve
sevgili olmak durumundaydılar. Kötülerle uğraşarak kötülüğü önlemek de
bu inancın temellerindendir.9 Türklere göre Tanrıya en yakın yerler
dağların zirveleriydi. Ulu zirvelerde sessizce ve saygıyla edilen yakarışlarki Türkler buna Öt-mek der- Tanrıya kurulan kutsal bağlantının

8
Ergun candan,Türklerin Kültür Kökenleri, Sınır Ötesi Yayınları,İstanbul 2002, s.30
9 Namık Kemal Zeybek, a.g.e, s34
göstergeleriydi. Tanrının huzurunda erkekler kemer tokalarını çözer, yere
diz çökülür, börk çıkarılır ve göğse vurularak çok etkileyici bir sesle kut
istenirdi.
Tanrı inancında olanlar için Tanrı heryerdedir. Yeryüzü tapınaktır.
Dağların tepelerin uygun yerleri, suların başı, ağaçların altı yada çadırların,
evlerin içi Tanrı’yı tek tek yada topluca anmak için tapınaktır. Tanrı’yı
anmak, O’na ulaşmak isyteyen için her yer tapınaktır. Ayrıca tapınaklar
yapılmaz. Açık havada güneşi ya da ayı görmek için en uygun yerler
ataların inancındakiş tapınma için yeterlidir. Tanrı’nın evi diye bir kavram
ataların inancında yoktur. Çünkü Tanrı’nın evi olmayan ev yoktur.
Sonsuzluk bir eve, bir yapıya nasıl sığar?10
Türk Kültleri tamamen Tengricilik içinde değerlendirilmelidir. Bu
inancın temelleri ve içeriği dışarıdan gelmemiş; aynı “Türk dili ve Türk
abecesi” gibi Türk’ün kendi sosyal yaşamının içinden çıkmış ve Türk
kültürü ile beraber şekillenmiştir. Bu inancın kaideleri, yazılı metinlere
dayanmadığı ve sadece inananlar aracılığı ile sözlü ve uygulamalı olarak
geniş zamanlara ve bölgelere taşındığı için; bir çok süreçten geçmiş ve
kısmen farklı ama benzer anlayışların etkileriyle de gelişmiş, ilerlemiştir.
Daha bir çok inancın içinde Tengricilik izlerini bulmak mümkündür.

10 Namık Kemal Zeybek, a.g.e, s 49
Tengri İnancını araştıranlar, karşılaştıkları kültleri daha farklı pagan
inançları ile kıyaslamışlardır. Türk’ün kültlerini Türk Tanrısından, onun
yaratıcı kudretinden ve ona yapılan yakarışlardan ayrı değerlendirmişler ve
Türk’ün bir dönem yada bazılarınca her dönem sözde Şamanizm dinine
bağlı olduğu gibi hatalı bir fikre kapılmışlardır. Hatta Türk Tengriciliğinde
bulunan Doğalar Kültü anlayışını Tanrılar, Tanrıçalar, yarı insan yarı
hayvan gibi yanlış tanımlayarak yanlışa düşmüşlerdir.
Uçsuz bucaksız Bozkıra hakim olan Türkler, doğa ile içiçe olması
sebebiyle onu tanımlamış, anlamlandırmış ve doğadan faydalanmayı
bilmiştir. Kişioğlunun tini olduğu gibi, çevrede bulunan Tanrı yaratığı her
bir nesneninde ruhunun olduğunu düşünür. Bu ruhsallık inancı son derece
geniş bir spritüel anlayışı da beraberinde getirmiştir.

Oysa Şamanizm ilkel kavimlerde görülen, ruhlarla insanlar arasında
aracılık yaptığı ve hastaları iyileştirme gücüne sahip olduğu kabul edilen
şamanlar çerçevesinde yoğunlaşan inanç sistemidir. Ata ruhlarına, doğa
varlıklarına dayanan eski bir Asya dinidir. Şamanlığın ne zaman ortaya
çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir.
Şamanlık ilk insanın korkularından, duygularından hatta ihtiyaçlarından
ortaya çıkmış, Dünyanın farklı bölgelerinde, insanların iletişime girmediği
zamanlarda Tarih ve din bilimi açısından, şamanizmin doğuşu ve kaynağı
gibi, “şaman” sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam taşıdığı kesin
olarak belirlenememiştir.Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir:
1. Şaman kavramı, Hindistan’daki Pali dilinde “ruhlardan esinlenen
kişi” anlamına gelen samana sözcüğünden türemiştir.
2. Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçe’de “budhacı rahip”
anlamına gelen samana sözcüğüdür.
3. Şaman kavramı, Mançu dilinde “oynayan zıplayan, bir iş görürken
sürekli olarak hareket eden ”anlamındaki saman kavramından
gelir.
11
İlk olarak III. y.y da kullanılmış olan şaman sözcüğünün eski
Türkler arasında kullanılmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Eski
Türklerde şaman sözcüğünün yerine Kam sözcüğü kullanılmıştır. Eski
Türklerin tapınaklarında dini törenleri yöneten özel görevliye “Kam”
denildiği, eski Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Eski Türk toplulukları
arasında Şamanlığa benzer bir inancın varlığını kanıtlayacak bir belge
bulunmamaktadır. Altay Türkleri’nin günümüzde şaman anlamında
kullandıkları “Kam” sözcüğü, araştırmacılara göre en az 5 y.y’dan bu yana

11 Michael Harner, Şamanın Yolu,çev. Rezzan Pişkin ,Bursa Ruhsal Araştırmalar Derneği
Aylı Derğisi, s 10
yaşamaktadır. Bu tinsel öncü Kırgız Türklerinde “Baksı” olarak da
geçmektedir. Fakat “Baksı”, “Kam” dan farklı olarak; aksakaldır, bilgedir,
ozandır, şairdir, müzisyendir. Bahsettiğimiz Baksı tabirine en uygun kişilik
Korkut Ata’dır. Bu yönleriyle de Kam dan farklı incelenmesi de gerekir.
Uygur Türklerinde “şaman;” hastalıkları gideren, acıları dindiren,
saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse anlamında “Otacı” diye
anılmıştır. Çin kaynaklarınada, Türkler kamların yönettikleri törenlere de
“Kamlama” demişlerdir. Moğolca’da şamanın karşılığı ise Böğe’dir.
Kaşgarlı Mahmut’un Sözlüğünde “Kam arvaş arvadı” (Kam büyü yaptı) ve
“Kamlar kamug arvaştı” (Kamlar anlaşılmayan sözler söyledi) şeklinde
yazmakta ve bu tinsel öncülere doğrudan Kam denilmiştir.
Bütün bunlarla birlikte, bozkırlar alanındaki dinsel inançların
şamanlığa bağlanması bir gelenek haline gelmiş ve Eski Türk dininin temel
niteliğini oluşturduğunda bir görüş birliği oluşmuştur. Buna etken I.
y.y‘ın ikinci yarısında özellikle Rus araştırmacıların Sibirya’da yaşayan
Türk kökenli halklar arasında yaptıkları incelemelerdir.12
Bazı Rus ve Türk araştırmacıları şamanlığı, Türklerin islamdan önce
bağlı oldukları din saymışlardır. Yurdumuzda Eski Türk dini alanında ilk

12 Cemal Şener ,Türklerin Müslümanlıktan Önceki Dini Şamanizm, İstanbul 1997, s.39
çalışma Ziya Gökalp tarafından yapılmış olup, bu çalışmasında eski Türk
dinine şamanizm denilemiyeceğine dikkat çekmiş, hatta bu tezini ısrarla
savunmuştur. Günümüzde bu alanda çalışmalar yapan bazı Türk kültür
bilimcileri şamanlığın Türkler’e özgü olmayıp bütün Asya’ya yayıldığını
(Samoyedler’den Endonezya adalarına kadar) ve Amerika kızılderili
kültüründe de benzerlerine rastlanan bir sihir sistemi olduğunu
söylemektedirler.
Şamanlığın eski Türk topluluklarının diniyle bir ilgisi olmamasına
rağmen,arada şaşırtıcı benzerlikler bulunması doğal sayılmalıdır. Özellikle
eski Türk inancı olan Tengiciliğin uygulamalara açık olması, Şamanlığın
ise inançlara uyum sağlayabilme özelliği, yayıldığı bölgelerdeki halkın ruh
dünyasında kolayca uyarlanabilmesi benzerliğin sebepleri arasında
gösterilebilir. Böylece şamanlık eski Türkler’in inançlar sistemini yavaş
yavaş işlemeye başlamış, zaman içinde nerdeyse ayrılmaz bir bütünlüğe
ulaşmıştır.
Şamanlığa mensup kimselerin fikrince dünya bir sürü katlardan
ibarettir.Yukardaki on yedi kat, ışık alemi olan semayı ve aşağıdaki yedi
veya dokuz kat
da karanlıklar alemini meydana getirirler. Sema katlarıyla

Dokuz Türkler’de kutsal rakamdır. Dokuzun as ve üs katları da yine önemli
rakamlardandır. Dokuz Tuğ, Dokuz Oğuz, Dokuz Boy, Dokuz Yer, Dokuz Gök gibi… Tuva
aşağıdaki dünyanın katları arasında, insanoğullarının oturduğu yeryüzü
vardır, böylece yeryüzü, üzerinde yaşayan bütün insanlar ile birlikte,
zikredilen her iki dünyanın tesiri altında bulunur.13
Çin kaynaklarından anlaşıldığına göre eski Orta Asya Şamanizm’inin
temelleri Güneş, yer, su, atalar ve ocaklar yani ateş kültleriydi. Bu
bağlamda Asya halklarının inandığı şamanlığın temelinde insan ve doğanın
birlik ve beraberliği ve de uyumu düşüncesi yer alır. Evren, dünya, insan,
hayvan ve bitkiler alemi bir bütün olarak düşünülür. Dünya ve Gök,
yaratma eylemini birlikte iş birliği halinde gerçekleştirmektedir. Bunlar
bütün varlıkların yaratıcısı olmalarından ötürü kutsaldır. İşte bu yüzden
Asya’nın göçebe halklarında Gökle, yer suyu sayma ve bunlara saygı
gösterme, bu göçebe halkların inanışlarının özünü oluşturuyordu. Dağın
eteğinde yada zirvesinde, nehrin yada gölün kıyısında, yolun yada atın
bağlandığı direğin yanında bir göçebenin tanrıya yakarışında, bir kurt’un

Cumhuriyetinin başkenti olan Kızıl şehrinin yakınlarında Dokuz Bulak adı verilen bir su
kaynağı vardır. Türklerde 9, 19, 90, 99, 900 şeklinde bir sıralama önem kazanır. Slav
kökenli kültürel anlamda Türkleşmiş olan Boşnaklarda Bosna Irmağı’nın 99 kaynaktan
beslendiği söylenir. Moğollarda güneyde 99, kuzeyde 77 tanrı vardır. Ayrıca 17 ve 19 diğer
kutsal ve önemli sayılar olarak görülür. Kahramanlar üçlü yol kavşakları arasında kalırlar ve
seçim yapmaya zorlanırlar. Yine Moğollarda göğün dokuz oğlu olduğu kabul edilir. Dokuz
Arka; eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin babasından
itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanmasıdır. Moğollarda Arban Gurban adı
verilen dokuz tıp tanrısı vardır. Nart destanlarında da zaman zaman bu rakama rastlanır.
Örneğin Demirci Debet’in dokuz oğlu olduğu söylenir. (Kaynak: Türk Söylence Sözlüğü,
Deniz Karakurt)
13 W.Radlof ,Sibiryadan Seçmeler, çev. Ahmet Temir, M.E basımevi, İstanbul 1976, s.215
ulumasında özetle tüm yaşamında ortak bir bilinç ile doğaya dönük inanç
vardır.
Şamanizim de ruhların hiyerarşik bir düzeni olduğu gibi iyi ve kötü
ruhlar olarakta ayrılmaları göze çarpar. Oysaki Türk Tengri inancında
Tengri yaratığı ruhların ve bedene bürünmüş kişioğullarının arasında altlıküstlük ilişkisi bulunmaz. Aslında Şamanlığın, Tengri İnancı içine
girebildiği en rahat yer, ruh inancı ve kültürel uygulamalarıdır.

Şamanlık etkisinin daha yogun görüldüğü Altay Türkleri’ne göre,
insanın ruhu, doğmadan önce gökte bulunur. Her şeyin sebebi olan ruhlar,
doğumda da etkin bir görevlidir. Doğuma yardımcı olan ruhların yanı sıra
bunu engellemeye çalışan kötü ruhlar yani Körmösler vardır. Şamanlık
daha çok uygulama üzerine şekillenmiştir. Oysa Tengri inancındaki ruhsal
evren anlayışı şamanlığı etkilemiş ve unsurları ayıklamayı zorlaştırmıştır.
Örneğin, Orhun yazıtlarında anlatılan Umay Türk ruhçuluğunun en bariz
göstergesiyken şamanlığın oluşturduğu mitlere kolayca yerleştirilmiştir.
Günüm Türkistanına bakılarak Şamanlığın daha az görüldüğü
Anadolu Oğuz Türklerinde hala varlığını devam ettiren ruhçuluğun en
güzel göstergesi “Al ruhlar”dır. Al Ruhlar arasında en sık dile getirilen
Albasan’dır. Orta Asya Türkleri’nde Albastı; Batı Türkleri’nide Albastı,
Alkarısı; Altaylar’da Almıs; Yakutlar’da Abası; Osmanlı metinlerinde ise
Albız olarak geçer.
Eski Türk geleneklerinde iki türlü Albastı’dan söz edilir. Bunlardan
birincisi “Kara Albastı” dır ki, Anadolu’da günümüzde halen halk
inançlarında yaşayan kötü ruh “Karabasan” sözcüğüne karşılık gelir. Diğeri
ise “Sarı Albastı”dır. Sarı Albastılar Şamanlar’ın okuduğu dua ve ilahilerle
rahatlıkla kovulabilirler. Bunlar çoğunlukla loğusa kadınlara görünürler.
Ancak Kara Albastılar tehlikelidirler ve sadece “Ocaklı” tabir edilen çok
kuvvetli Şamanlar tarafından ortadan kaldırılıp kovulabilirler.14
Abdülkadir İnan “Makaleler ve İncelemeler” adlı kitabında Al
Ruhları şöyle tanımlamıştır.” Al Ruhu tarihten önceki zamanlarda, tarih
devirlerinde tasavvur edildiği gibi, kötü bir ruh olmamıştır.Bu ruh eski
Türk Panteonu’nda kuvvetli, belki koruyucu Tanrılar’dan biri olmuştur.Bu
günkü Türk inançları onun kötü bir ruh olduğunu gösterdiği halde bazı
emareler de, onun bir zamanlar koruyucu ruh olduğunu bildirmektedir.”
Şamanlık ile Türk Tengri inancının en önemli ayrımlarından biride
Ölü gömme adetleridir. Bilindiği gibi Tengri İnancı başlangıçta
uygulamasızdı. Ancak zamanla yaşanılan olaylar(Bozkır halklarında çok

14 Ergun candan,Türklerin Kültür Kökenleri, Sınır Ötesi Yayınları,İstanbul 2002, s.138
sık görülen ruhsal deneyimler) kültürel öğelere dönüşerek kuşaktan kuşağa
aktarılmıştır. Ataların ruhlarını kutsal sayan Türkler ölümden sonraki hayat
için bazı uygulamalar geliştirmişlerdir.
10.yy’da Oğuzlar’da büyük bir kişi öldüğü zaman ev biçiminde bir
mezar hazırlanır, ölü, giysisi ve silahları ile buraya gömülürdü. Mezara
ayrıca kımızda koymak unutulmazdı. Mezar kapatılıp bir Kümbet haline
getirildikten sonra, ölenin atlarından yüzlercesi kesilip, eti yenir, derileri ile
başları sırıklara asılırdı. Nihayet ölünün yaşarken öldürdüğü düşman sayısı
kadar tahtadan Balballar yapıp mezarın başına dikmek adetti. Oğuzlar’ın
inanışına göre, ölü kendisne kurban edilen atlara biner ve tahta heykellerle
simgelenen düşmanlarıda ölüler dünyasında ona hizmet ederdi.
Türkler, kendi ölülerinin mezarlarına “Bark” dedikleri küçük bir ev
yapmayı da ihmal etmezlerdi.Göktürk kağanları ve özellikle Kül-Tiğin için
yapılan barklar, taştan yapılmış ve oymalarla süslenmişti.Barkın içine
yazılarda yazılırdı..Bu evin içinde ayrıca Tanrı’ya verilecek kurbanlar için
bir sunak yeri bulunur ve ölününde bir resmi ile heykeli saklanırdı.Çin
tarihçilerine göre Kül-Tiğin’in de böyle bir resmi yapılmıştı.Bu resim KülTiğin’e o kadar çok benziyorduki, Bilge Kağan hergün barka gieliyor ve
kardeşinin resmine bakarak ağlayıp, gidiyordu.15 Ayrıca Türkler ölüleri

15 Bahaddin Öğel,a.g.e ,s.86
gizli olarak gömerlerdi. Ruhların rahatsız edilmemesi ve yer altı oda mezarı
olan Kurgan’ın tahrib edilmemesini sağlamak başlıca amaçlarıydı.
Ayrıca mezarlar çok temiz ve bakımlı tutulur, süslenir, çiçeklenir.
Ruhun ölmezliğine inanıldığı için “ölüm” kelimesi yerine “dünya
değiştirdi”, “göçtü”, “don değiştirdi”, “hakka yürüdü” gibi terimler
kullanılır.Ayrıca “ruhu şad olsun” deyimide Tanrı inancından kalmadır.
Ruhun öbür alemde rahar ve huzurlu yani hükümdar gibi yaşaması için
temennidir. Anadolu’da hala kullanılır. Türk inancına göre ölü evden
çıkarken parlak eşyaların üzeri örtülür, ev yıkanır, ölünün ayakkabısı
kapının önüne koyulur ve eşyaları ihtiyacı olanlara verilirdi. Bu
örneklerdende anlaşıldığı gibi güçlü bir ruhçuluk inancı bulunmaktadır.
Gök Türkler ‘de ölülere yapılan törene Yuğ (veya Yoğ) adı
verilirdi. Birisi ölünce cenazesi önce çadırına konurdu. Bütün yakınları
ölünün adına kurban olarak bir koyun ve bir at kesip çadırın dışına
bırakırlar. Sonra feryat ederek atları çadırın çevresinde yedi defa
koştururlar, çadırın giriş kısmının önünden geçerken bıçakla yüzlerini
çizerler. Böylece kan ile gözyaşı birbirine karışır. Sonra ölüyü gömmek için
uygun bir gün seçilir. Bir kimse bahar ve yaz mevsiminde ölmüşse, cenazesi
ağaçların yaprakları dökülünceye kadar, güz veya kış mevsiminde ölmüşse
ağaçlar yaprak çıkarıncaya kadar bekletilirdi. Önce ölünün atı yakılarak
külleri, kullandığı eşya ile birlikte ölü ile gömülür. Gömme günü ölünün
bütün yakınları kurban için çeşitli şeyler getirir, mezarın çevresinde at
koşturarak feryat eder ve yüzlerini yaralarlar. Ölü gömüldükten sonra
mezarı üzerine dikilen taşlar (Balbal) yenilen düşmanın öbür dünyada
galip gelene hizmet edeceğine işaret ederdi. Orkun yazıtlarında, Bilge
Kağan’ın kardeşi Kül Tegin’in ölümü dolayısıyla yaptığı matem merasimine
komşu boylardan gelen heyetler arasında yas tutan (Yoğçı) ve ölüye
ağlayan (Sığıtçı) kişilerin bulunduğu belirtilmektedir.
“Atalar” ve “Ölüler kültü” birbirini destekleyen iki önemli inanç
sistemi olarak Türkler’in tarihinde hep ön planda yer almıştır. “Yatırlar”,
“Türbeler” ve “Adak yerleri” bu denli etkin bir halk inancı olarak
yaşayabildiyse, bunun en önemli nedeni, Eski Türk Kültürü’ndeki “Atalar
Kültü” dür.
Tengri inancının din adamı sınıfı yada tapınak sosyalizmi yoktur.
Kişioğulları ruhunun temizliği kadar toplumda Ocak sahibidir. Ocak
kutsaldır. Tanrı kişioğullarına özgür bir irade vermiştir. Oysaki Şamanlıkta
ırsi ve marazi bazı özelliklerin bulunduğu iddia edildiği gibi, aksine olarak,
ruhlar tarafından şamanlığa davet edildiğine inanılan bu kimseye Sibirya
kavimleri arasında korku ile karışık bir saygı gösterildiği de bilinir.
Nitekim, ilk şamanın ortaya çıkışına dair efsanelerde, ruhlarla münasebette
bulunduğuna inanılan şamanın, üstün kabiliyetleri ve farklı bir yaradılışı
bulunduğu kabul edilir. Bu yönüyle Tengri inancından ayrılır.
Sonuç
Dünya tarihine birçok alanda katkı sağlamış Türklerin İnançları, dinler
tarihi açısından irdelenmesi gereken önemli konulardan biridir. Türkistan,
Moğolistan, Güney Asya hatta Amerikada bile izlerine rastlanan
Şamanizmin Türklerin en eski inancı olmadığı araştırmalarla ortaya
çıkmıştır. Tengri inancı özünde evreni yaratan, düzeni sağlayan
kişioğullarına Kut veren, cinsiyeti olmayan sonsuz güce sahip yaratıcıdır.
Anadolu Türklerinin forklorik uygulamalarından anlaşılıyorki Türkler
hangi dine inanırsa inansın genetik hafızaya kodlanmış gibi Tanrı inancını
kuşaktan kuşağa aktararak yaşamıştır. Tengri İnancının en derin izlerini
Anadoluda görmemiz mümkündür. Tengri Türk düşüncesine göre Evrendir,
sonsuzluktur ve kadiri mutlaktır. Bu incelememizde amacımız Şamanlığın
Tengri inancının hangi unsurlarına sızdığını bilimsel veriler ışıgında
gösterebilmekti. Tengri İnancı sonsuz bir evrense Şamanlık sadece evren
içinde bir yıldızdır. Tengri sadece bizim geçmişimiz değil, daha fazla
bizlerin geleceğidir. Türkleri ve kişioğlunu kurtaracak tek yol Tengri’dir.

KAYNAKÇA
Namık Kemal Zeybek, Türk’ün İnancı, Doğan Yayıncılık, İstanbul 2017
Dinler Tarihi Ansiklopedisi, Medya Ofset 1999
Gyula Nemeth, Attila ve Hunları, Ankara Ünlversitesl Basımevi- Ankara
Divan-ı Lüğat’t-Türk, çev.Besim Atalay, Ankara 1941
Muharrem Ergin, Orhun Abideleri , İstanbul 1970
Orhan Türkdoğan, Türk Tarihinin Sosyolojisi, İstanbul 2003
Bahaddin Öğel ,Türk Kültürü’nün Gelişme Çağları II,M.E.Basımevi,
İstanbul 2001
Ergun candan,Türklerin Kültür Kökenleri, Sınır Ötesi Yayınları,İstanbul
2002
Michael Harner, Şamanın Yolu,çev. Rezzan Pişkin ,Bursa Ruhsal
Araştırmalar Derneği Aylı Derğisi
Cemal Şener ,Türklerin Müslümanlıktan Önceki Dini Şamanizm, İstanbul
1997
W.Radlof ,Sibiryadan Seçmeler, çev. Ahmet Temir, M.E basımevi, İstanbul
1976

48 Comments

  1. purchasing viagra by mail

    3 Temmuz 2020 at 08:08

    purchasing viagra by mail https://viatribuy.com/

  2. generic chloroquine

    4 Temmuz 2020 at 20:20

    generic chloroquine https://chloroquine1st.com/

  3. Pingback: buy cheap viagra internet

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Araç çubuğuna atla