SVASTİKA TARİHİNİN GERÇEK YÜZÜ

SVASTİKA TARİHİNİN GERÇEK YÜZÜ VE III.REİCH İLE TANIŞMASI

Svastika (gamalı haç) günümüzün en mağduriyet yaşayan sembollerinden birisidir ve bu yanlış anlaşılmaya sebep olmak açısından bu yazının size yardımcı olmasını dileyerek yazıma geçiyorum. Svastika, Sanskritçede iyi anlamına gelen “su” ve olmak anlamındaki “asti” kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu anlamı “iyi talih, mutluluk getiren” gibi güzel anlamlara gelen bir kelimedir. Yunancada ise gamalı haç gama (Γ) harfine ve haç şekline (+) dayanarak oluşturulmuş bir kavramdır. Bu sembol en eski olarak Ukrayna’da on iki bin yıllık fildişinden yapılma bir heykelin üzerinde görülmekte ve neolitik çağdan kaldığı düşünülmektedir. Tarihin önemli sembollerinden olan bu parça Mezopotamya’daki sikkelerden, Bizans İmparatorluğu’na birçok antik medeniyette görülmüştür. Hindularda Buda’nın ayaklarını ya da ayak izlerini temsil ettiğine inanılan bu sembol Caynacılık’ta Tirhankara adı verilen kurtarıcının simgesidir. Hristiyanlar svastikayı zulüm ve işkenceden korunma amaçlı kullanırken Antik Yunanlar ve Persler başarı ve mutluluk simgesi olarak kullanmıştır. Svastika Türk tarihinde ise Oz tamgası olarak Ön (Proto) Türkler diye anılan Göktürklerden önceki dönemde olan bu topluluklar Türkler tarafından benimsenen özelliklere sahiptirler ve Oz tamgasının anlamı yeniden oluşum (metamorfoz) sürecini, manadan maddeye geçimi, Tanrı’ya erişmeyi temsil eder. Göç yoluyla Tibet ve Hindistan’a geçtiği söylenir. Aynı zamanda Ahmet Yesevi Türbesi‘nin kapının iki tarafında rastlanan bu sembol İran’da Cuma Camisinde, Lübnan Tripolideki iki Taynal Camisinde de görülür. Svastika şekil olarak ise dört ucunun dört kozmik güç olan hava, su, toprak ve ateşi temsil eder.  Svastika eğer sol tarafa kırk beş derece açı ile döndürülürse Hinduizm’de Siyah Kadın olarak geçen ürkütücü tanrıça Kali’yi simgelerken sağa kırk beş derece dönükken ise güneşi yaşamı temsil eder. Şimdi 1873 tarihine gidelim. Alman tüccar ve amatör arkeolog Heinrich Schliemann, İliada Destanı üzerine yaptığı araştırmalar sonucu Homeros’un anlattığı Troia kentini Çanakkale Boğazı’nın güneyinde olduğuna kanaat gerektirerek orada kazı çalışması yapmak üzere Türkiye’ye gelir. 1871-1874 yılları arası yaptığı çalışmalar sonucu 1873 yılında Priamos Hazinesi’ni bularak hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Hazinede süs eşyası sanılan parça vardı ki özel bir değere sahipti. Tahmin edebileceğiniz üzere bu gamalı haçtı. O dönemde ari ırk tartışmaları hat safhadayken yayınlanan bu buluntularda bulunan gamalı haç Schliemann’ın asistanının Truva’daki gamalı haç motifleri hakkındaki yazıları ile pekişerek ari ırkın sembolü haline gelmiştir. 1888’de Helena P. Blavatksy tarafından yazılan “The Secret Doctorine”‘i Nazi ideolojisinin temelini oluşturur. Blavatsky burada Tibet gezisi sırasında yeraltındaki bir tapınakta ona kadim bir yazma okuttuklarını iddia eder. Bu yazmada insanlığın geleceği hakkında bilgiler mevcuttur. Yazmaya göre evren önce yok olmanın eşiğine gelecek sonrasında ise bu durumdan kurtularak normale dönecektir. Blavatsky bu bilgilere ulaşmak için kullandığı yedi ezoterik sembolden bahsediyordu.Bu semboller arasında en önemli olan ise Svastika’ydı. Bununla birlikte Yine Almanya’da svastikayı taşıyan bir dergi vardı ve bu dergi Madame Blavatsky’a ait olan “Theosophical Society”’dı. Svastika’yı Almanya’ya Madame getirmişti. En önemli Alman gizemcilerden olan üstün ırk ve neo paganizm kurucusu Guide Von List ise Madame’nin tezlerini Cermen Pragmatizmi üzerinden harmanladı ve “Armanizm” adını verdiği inanç sistemini oluşturdu. List bu düşünce doğrultusunda “The Secrets of the Runes” adlı kitabında 18 harflik rün alfabesini yayınladı ve bu çalışma akademik olarak reddedilse de Naziler tarafından kabul edildi. SS amblemindeki özel “S”‘ler gibi Naziler bu alfabedeki çoğu harfi kullandı. 1918’de Rudolf von Sebottendorff tarafından kurulan Thule Cemiyeti ise Adolf Hitler’i başa geçiren cemiyettir ve Hitler’den önce gamalı haçı simge olarak kullanmaktaydı. Nasyonal Sosyalizm Partisinin temeli olan amblemi Thule Tarikatı’nı Nazi partisinin yedi kurucu üyesinden olan Dietrich Eckardt şöyle açıklıyor:

“Thule’nin tüm sırları, eski kayıp bir uygarlığa dayanır. İnsanoğlu ile ‘dış zekalar’ arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadırlar. Bu güç kaynağı Almanya’yı dünyaya egemen kılacaktır. Yine bu güç kaynağı, geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını ve insan türünün değişimini sağlayacaktır. “

 

svastika ile ilgili görsel sonucu

Bunun yanında bu cemiyete mensup Guido von List’un öğrencisi olan Adolf Josef Lanz’ın düşünceleri “Sarı ırk (çekik gözlüler) ve Siyah ırk (siyahi insanlar) arasında bir savaş vardır ve bu savaşı eninde sonunda Sarı ırk kazanacaktır. Ari ırk kadınlarının eşlerine tam itaat etmesi, feminizm, demokrasi ve sosyalizmin tamamen yok edilmesi, siyahi ve koyu tenlilerin kısırlaştırılması ve topluca yok edilmesi” şeklinde olup Nasyonal Sosyalizm hareketine sadece bir simge değil bir fikir de katmıştır. Adolf Hitler ise “Kavgam” kitabında bayrakları hakkında şöyle der:

“Şahsen gerçekleştirdiğim sayısız denemeden sonra şu şekilde karar aldım. Kırmızı bir zemin üstüne beyaz bir yuvarlak ve bu beyaz yuvarlağın içinde siyah bir gamalı haç. Yine uzun denemelerden sonra bayrağın ve beyaz yuvarlağın büyüklüğü ile gamalı haçın şekli ve kalınlığı arasında belirli bir oran saptadım.”

Bu saf ırk düşüncesiyle yola çıkan Naziler başta 7 Ağustos 1920’de Salzburg kongresinde amblem olarak sonrasında ise 15 Eylül 1935’te bayraklarında kabul etmişlerdir.

 

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Araç çubuğuna atla