UNUTULAN İSTANBUL AĞZI VE ÜSKÜDAR TAVRI

Bilhassa 12 Eylül sonrasında sanatta ve kültürde vârolan zenginliklerimiz nedense mistik bir havaya büründürmeye başlandı, bu heves uğruna musiki alanında ağırlaşıp bugünkü mıymıntı hâle gelirken ezan ile Kur’an’ın tavrıda değişmeye başladı. Abdülbaki Gölpınarlı’nın da deyişli ile “dinleyene asırlar boyunca ruh sükûnu veren” Üsküdar Tavrı, artık tarihe intikal etti; yerini kuru, bayat, mırıldanmayı andıran bir tarz halini aldı. Türkiye’deki Kur’an tilavetinde taklidin de taklidi olan bir Arap , ve hata Mısır tavrı hakimdir. Özellikle hafızlarımızdan Abdülbâsıt Abdüssamed taklidi bulunmaktadır . Tilavetinde nisbeten de olsa bize yakın olarak gördüğüm ve dinlediğim biri olan Halil el-Hoserî gibi üstatlara özenilse daha iyi olacağını düşünsem de bilen pek kimse yok …

Hoş, bizde Üsküdar tavrını en güzel şekilde icra edenler pek bilinmez. Eskiler “Kur’an Arabistan’da nazîl oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” derlerdi fakat, İstanbul’da da asırlar boyunca fevkalade okunmuştur.

  1. yüzyılda Hafız Sami, Hafız Kemal, Ali Üsküdarlı, Mecid Sesigür, Kâni Karaca, Fevzi Mısır, Aziz Bahriyeli, Mehmet Nurullah Özemre gibi hafızlarımız geçmişi asırlar öncesine dayanan bize mahsus “İstanbul” tavrını, devam ettirmişlerdir. Günümüz hafızları ne kadar taklit ederlerse etsinler bir türlü olmuyor, yapılamıyor ve yapılması zaten mümkün değil. Bir ara “ezanın desibelini düşürme” gibi abuk subuk bir şovmenliğe büründü bir kesim. Yüksek sesli ezandan rahatsız olmanın ideolojik ve siyasi gerekçelerinin haricindeki sebeplerden biride bu tavır değişikliğidir.

Yine Abdülbaki Gölpınarlı’nın dediği gibi ,bir zamanlar “Azîz Allah” dedirten ezan, şimdi ise “la hâvle” dedirtiyor. Aslında bu Üsküdar Tavrı’nın bir kenara bırakılmasının sebeplerinin başında şunlar gelir;

1-)Üslûp ile tilavetin zorluğu

2-)Kuvvetli makam bilgisi

3-)Yerine göre melodi yapma mahareti

Bunlardan dolayı yeni hafızlarımız işin kolayına kaçarak taklitlere yönelmektedirler. Yorulmak ve emek vermek yerine Mısır yada Arap tavrını ezberlemekteler. Buna en son çanak tutan ise ”Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması” oldu. Keşke jüri yeleri hâfızlara ”Üsküdar tavrı ile oku bakalım birde” dese her şey açıkça ortaya çıkacak aslında. Sevin veya sevmeyin şuan Üsküdar tavrını yaşatan bir Cumhurbaşkanımız var. Siyaset ve ideolojik bakış açısından uzak olarak söylüyorum bunu. Yapılması gerek ilk şey, Üsküdar Tavrını genç hâfızlara öğretmek ve bu tavrı eskiden yaşatan hâfızlarımızın ses kayıtlarını dinletmektir. Bu tavrın bize ait olduğunu anlatmamız ve taklitlerden ziyade “bizim” olanı yaşatmanın önemini vurgulamak gerek.

 

ÂSİTÂNE KÜLTÜRÜ YOK OLDU

İstanbul, eskiden beridir göç alan bir şehirdir. Bu göçler şehrin kültürünü ve şehrin düzenini her zaman etkilemiştir. Göç edip buraya iş bulmak için gelenler kendi kültürlerini İstanbul’a taşımak yerine, Âsitâne Kültürüne uyum sağlamaları gerekmektedir. Çünkü, şuan kaybolmaya yüz tutan bu kültür, İstanbul’un kadim kültürüdür. Dil devrimini tasvip etmediğimi her konuşmamda dile getiririm. İstanbul Türkçesi dahi artık az bir kesim tarafından konuşulmaktadır. Dil devrimi ile bu milletin ufku daralmış, 60 yıl önceki bir gazete haberini dahi okuyup anlamayacak hale gelmiştir. Harf devrimi ile dil devrimini karıştırmamak lazım gelir.

Dil devrimi ile birlikte üzüldüğümüzde, başımıza bir hâl geldiğinde, günümüz kötü geçtiğinde, yani ne yaşarsak yaşayalım hep ”stres” kelimesini kullanır olduk. Ben yeni kelimeler kullanmayalım demiyorum, lakin stres yerine biz Türkçemizde; gâm ,gussa, kasvet, elem, keder, melâl, inkisâr, mihnet, hüzün, kâhır, yeis, ızdırap, efkâr, dert, sıkıntı, tasa, enduh gibi her biri farklı duyguları dile getirmek için kullandığımız kelimelerdi. Bunlar gitti stres geldi…Bu durum karşısında hâlâ strese girmediniz mi? Türkçe’nin eskiden bir tadı ve ahengi vardı. Şimdi ise cemadat dediğimiz kup kuru bir dil hâle getirildi.

  • Efsunkâr: büyüleyici
  • Harikulade, edalı, latif: Güzel.
  • Âlâ, Mümtaz: İyi
  • Nahoş, muzır: Çirkin
  • Namzed : Aday
  • İntihâl: Alıntı.
  • Âbide: Anıt.
  • Gayri Tabii: Anormal.
  • Şaheser: Baş Yapıt
  • Beyannâme: Bildirge
  • Muâsır: Çağdaş
  • Arzuhâl: Dilekçe
  • Bulûğ: Ergenlik
  • Müteessir olmak: Etkilenmek.
  • Müşâhade: Gözlem
  • Müsâmaha: Hoşgörü
  • Tahayyül etmek: İmgelemek

Yeni kelimeler ile birlikte, bize ait olan kelimeleri de kullanmalıyız.Güzel Türkçe’mizdeki tahribâtı bizler izâle edebiliriz.

                                                                                                          BURAK ÇELİK

 

 

4 Comments

  1. hi

    28 Ekim 2019 at 19:47

    It’s in fact very complicated in this full of activity life to listen news on Television, thus
    I only use internet for that purpose, and get the newest information.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla