KUŞÇUBAŞI EŞREF

Eşref Kuşçubaşı hakkında yazılmış kitaplar ve edindiğimiz kaynaklar sınırlı olmasına rağmen sayın Ahmet Efe bu konuda en derin araştırmayı yapan kişidir. Okuyacaklarınız bu araştırmanın sayfalarından buraya aktarılmıştır.

            Bir efsane olduğu düşünülen Eşref’in aslında öyle olmadığı, 150’likler listesinde bulunduğu, çok kereler sürgün edildiği, Türk Kurtuluş Savaşı’na karşı mücadele ettiği kaynaklarla sabittir.

            Yazmaya kalksak 300 sayfa kitap olur, o kadar yerimiz olmadığından hayatından bazı önemli kesitleri burada sizlerle paylaşacağız.

            Eşref Kuşçubaşı hakkında kendisinin Stoddard’a dikte ettirdiği yaşam öyküsünden başka, inanılırlığı olmayan Cemal Kutay’ın çalışmaları vardır. Ve anılarını kaleme alan zamanın komutanları ve paşalarının yazdıkları içinde yer bulmaktadır. İlerideki satırlardan da anlaşılacağı üzere taranması gereken kaynaklardan bir kısmı da Yunan ve Arap kaynaklarıdır.

            Stoddard’a, 1898 dolaylarında, Harbiye’den mezun olduğunu söyleyen Eşref’in, TSK arşivinde herhangi bir kaydına rastlanmamıştır. Sürgünde olduğu Hicaz’da bulunduğu Medine kalesinden, kardeşi Selim Sami ve kendileri gibi Çerkez olan Tahir Bey adlı bir kişinin yardımıyla kaçar. Osmanlı Devleti’nin Hicaz idaresine karşı mücadele etmek niyetiyle ilk önce Selim Sami, Çerkez Tahir ve Faraj ibn al-Mısri adındaki bir arapla çete kurar. Arabistan Devrimci Komitesi  adını verdikleri bu gizli örgüt 1903 yılında Medine civarında faaliyete geçer. Stoddard’a göre; komiteyle mücadele etmektense onu satın almanın daha kolay olacağını düşünen Padişah, 1903/4 ‘te Eşref Bey ve arkadaşlarına af teklif eder. Silahlarını terk ettikleri takdirde Eşref Bey ve Komite’nin diğer üyelerine ayda 50’şer altın verilecektir. Teklif kabul edilir. Anlaşmanın akabinde Eşref Bey’in Medine vilayetinin dışına çıkmasına izin verilmez. Ancak telgraf hattının bir bölümünü korumakla görevlendirilir. Dolayısıyla Medine içinde serbest dolaşma hakkına sahiptir. Eşref bundan yararlanarak tekrar çete kurmaya başlar. Faaliyetleri haber alınan Eşref, adamlarıyla birlikte Medine’nin kuzeydoğusunda bulunan dağlara kaçmak zorunda kalır. Eşref ve adamları Abdülhamit’e karşı nefretlerini kanıtlamak için her yıl Padişah hediyelerini taşıyan Surre Alayı’nı soyar. Bu isyan faaliyetlerine Irak’ta da devam eder.  Irak’ın güneyinde Osmanlı Devleti’ne isyan eden Sadun Paşa’yı Osmanlı Devleti’ne karşı desteklemesi kendi adına olumlu sonuçlar verir. Sadun Paşa, istekleri Padişah tarafından kabul edilmediği takdirde Basra’daki “yabancılara” karşı harekete geçmek tehdidinde bile bulunur. (Buradaki“yabancılar” kelimesiyle Türklerin kastedildiği açıktır.)

            Bu sıralarda Eşref destek bulmak amacıyla Hindistan’a gider. Dönüşte Süleymaniye’ye asi Kürtlerin yanına uğrar ve Medine civarına geri döner. Padişah’ın Surre Alayı’nı tekrar soyar. Mısır’dan Kabe’ye “Kısve” adı verilen işlemeli örtüyü götüren kervana saldırıp onu da ele geçirirler. Stoddard bu eylemin amacının ne olduğunu açıklamamıştır.

            Vatana ihanet suçlamasıyla tutuklanan babasını kurtarmak için birkaç önemli Osmanlı görevlisini kaçıran Eşref, Padişah’a baskı kurar ve babası affedilir. Ancak Eşref gizli polise yakalanmamak için Mısır’a kaçar. Stoddard’a göre amacı; Avrupa’ya geçip orada faal olan Osmanlı muhalefet üyeleriyle Padişah’ı devirmek veya ciddi ıslahat yapmaya mecbur etmenin çarelerini aramaktır. Hac’dan dönen fakir Mısırlılar’dan oluşan kafileye kılık değiştirerek katılan Eşref, Port Said’e varınca eski bir arkadaşının lokantasında garsonluk yapar. Ardından tayfa olarak bir İtalyan gemisinde iş bulur ve Kıbrıs’a geçer. Kıbrıs’ta İTC’nin (İttihat ve Terakki Cemiyeti) bir hücresi bulunmaktadır. Eşref bey, bu hücrenin yardımıyla 1907’de Paris’e ulaşır. İttihatçılar’a katılır ve Abdülhamit’e karşı şahsi mücadelesinin son faslı başlar. Bu katılım biraz muğlaktır. Yakın dönem tarihi ve İttihat ve Terakki ile ilgili önemli bir başvuru kaynağı olan Ahmet Bedevi Kuran’ın eserinde bu olaylar anlatılırken birçok önemli subayın adı verilmesine karşın Eşref Bey’in adı yoktur. Temmuz 2006’da yayınlanan Enver Paşa’nın anılarında (1) da örgütün hem o sıradaki eylemlerine imza atan hem de sonradan ön plana çıkacak hemen tüm İT’cilerin adı geçmesine karşın Eşref Bey’in adı yer almamaktadır.

            Bu sıralarda Eşref Bey’in başı, Stoddard’ın da açıklamadığı bir konudan dolayı yine derde girer. Gıyabında yapılan bir dava sonucunda Divan-ı Harp Eşref’i idama mahkûm eder.1908’in başlarında siyasi bir görevle Karadağ’da bulunan Berana kentine giderken yolda yakalanır, işkence görür, hapse atılır ve ardından Üsküp’e nakledilir. Eşref’in şansına oradaki Vali ve Komutan , Meşrutiyet yanlısı Mahmut Şevket Paşa’dır. Burada hem Mahmut Şevket Paşa hem de birkaç yüksek rütbeli subayın müdahalesi ile Eşref Bey’e yapılan işkenceler son bulur. İlginçtir; Eşref’e yardım edenlerden birisi de  Padişah’ın has adamı olup İT/Fedai Zabitan mensubu Teğmen Atıf Bey tarafından  7 Temmuz 1908’de Manastır’da vurulan Şemsi Paşa’dır.

            Bu himayeler neticesinde verilen güvencelerle affedilip serbest bırakılan Eşref, Abdülhamit’in İzmir yöresindeki Tepeköy çiftliğinde zorunlu ikâmete mecbur edilir. Uslu kalması koşuluyla kendisine günde bir altın verilir. Babası Mustafa Nuri Bey ile kardeşi Selim Sami de yanına gönderilir.

            Stoddard’a göre padişahı devirecek komplo kurmak için İzmir o dönemde bulunmaz bir yerdir. Gizli polis daha az ve kalabalık yabancı tüccar çevresi sayesinde Avrupa ile ilişki kurmak kolaydır.

———————————————————

1 Halil Erdoğan Cengiz (Hazırlayan), Enver Paşa’nın anıları 1881-1908, s.230 vd.                                     

 Eşref, Hacı Sami, Çerkez Reşit (Çerkez Ethem’in kardeşi) ve 12 arkadaşı İzmir’de bir İT hücresi kurar. Kendilerine tütün tüccarı süsü vererek dağlık bölgelerdeki çetecilerle temasa geçerler. Bu çetecilerden bir tanesi de Çakırcalı Mehmet Efe’dir.

            Daha sonraları dağdaki çetecilere karşı jandarma görevi üstlenecek olan Eşref, yanına birçok Çerkez toplamıştır. Çakırcalıyı dağdan indirebilmek için karısını ve kızlarını esir etmiştir. Tehdite pabuç bırakmayan Çakırcalı dağdan inmemiştir. Fakat daha sonra Jandarma müfrezesinin sıkı takibi sonucu Çakırcalı öldürülmüştür.

            İtalya, 28 Eylül 1911 ‘de Osmanlı Devleti’ne verdiği ültimatom ile Trablusgarp’ı işgale hazırlanıyordu. Hükümetin aczi İtalyanlar’a cesaret verince duruma İT el koyuyordu.Bu doğrultuda başını  Berlin Askeri Ateşeliği görevinden gelen Kurmay Binbaşı Enver ve Kurmay Kolağası(Kıdemli Yüzbaşı) Mustafa Kemal beylerin çektiği, aralarında Paris Askeri Ateşesi Binbaşı Fethi(Okyar), Cevat Abbas, Atıf(Kamçıl), Fuad Bulca, Süleyman Askeri, Refik Saydam, Ali  Çetinkaya, Piyade Yüzbaşısı Çerkez Reşit (Ethem’in ağabeyi), Kurmay Yüzbaşı Halil(Kut) gibi şahıslar; Trablusgarp’ta Tobruk, Derne ve Mısrata cephelerinde mukavemete girişeceklerdi. Kuşçubaşı Eşref Bey’in de Arapça bildiği için Enver ve Mustafa Kemal Bey’lerin liderliğindeki her iki gurubun Mısır üzerinden Trablusgarp’a geçişlerinde “dost unsuru” olarak görev yaptığı belirtilir. Eşref bey bu görev için Şeyh Salih el-Şerif el-Tunisi, Emir Ali Paşa ve Mümtaz Bey’in de bulunduğu bir gurupla Mısır’a geçer. Bu gurupların Trablusgarp’a intikalinden sonra Kuşçubaşı da bölgeye gelir. Savaş kazanılmış olsa da Trablusgarp Uşi Anlaşması ile İtalyanlara bırakılır.

            Stoddard, kitabının 139. Sayfasında ise Binbaşı Aziz el-Mısri ve Çerkez Reşit ile birlikte Kuşçubaşı Eşref ve Süleyman Askeri beylerin Enver Bey’in çağrısından sonra da Trablusgarp’ta kaldıklarını; Enver Bey’in ikinci bir emrinden sonra Eşref ve Askeri beylerin bölgeden ayrılıp Batı Trakya’ya gittiklerini belirtir.

            Trablusgarp’tan ne zaman döndüğü bilinmeyen Kuşçubaşı Eşref Bey, 300 kişilik bir gönüllü akıncı müfrezesi ile Hurşit Paşa Kolordusu emrinde bulunuyordu. Eşref beyin müfrezesi, Enver Beyin taarruzu ve Osmanlı ordusunun katılımıyla 15 Temmuz 1913’te Midye-Enez hattına ulaşılır. İT baskısıyla hükümet Edirne’nin istirdadına karar verir. Ve Eşref bey öncülüğündeki akıncılarla Enver ve İbrahim beylerin emrindeki süvari tugayı 23 Temmuz 1913’te Edirne’yi istirdat eder.

            15 Ağustos 1913’te Edirne’den Batı Trakya’ya giren müfreze  Umum Çeteler Kumandanı Eşref Kuşçubaşı’nın müfrezesiydi. Ancak Tevfik Bıyıklıoğlu Trakya’da Milli Mücadele kitabında, Harbiye’den mezun olmadığından rütbesi bile bulunmayan Eşref Bey’i öne çıkarmak istemesine karşın; olayların canlı tanığı ve İT’nin üç önemli isminden birisi olan Cemal Paşa, bu müfrezenin komutanlığını şehit Süleyman Askeri Bey’in yaptığını yazmaktadır. Stoddard da Eşref’in belirtilen olayları kendisine yontan açıklamalarına karşın Batı Trakya Harekatı’nı Süleyman Askeri beyin idare ettiğini belirtmektedir. Mustafa Balcıoğlu’nun ulaştığı ATASE (Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt ve Denetleme Başkanlığı) arşivindeki özgün TM (Teşkilat-ı Mahsusa) belgelerine göre, 17 Kasım 1913’te kuruluşundan 14 Nisan 1915’e kadar TM başkanlığını şehit Süleyman Askeri Bey yapmıştır. Askeri’nin hazin ölümünün ardından TM’nin başkanlığına 24 Mayıs 1915’te Ali Bey (Başhampa) getirilmiştir. Ali Bey bu görevde 31 Ekim 1918 tarihine kadar kalmıştır. Esasen 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığından TM görünüşte kendisini yok edecektir. Görüldüğü gibi kuruluşundan feshedilene dek TM başkanları arasında Kuşçubaşı Eşref bulunmamaktadır.

            Eşref’i ve kendisini referans alan araştırmacıları çamura saplamasıyla tanınan Kutay’ı kaynak gösteren Stoddard’a göre, Batı Trakya Harekâtının sonuçlanmasından sonra Eşref Bey İzmir’deki çiftliğine çekilir. 1914’te I.Dünya Savaşı başlamadan önce Enver Paşa Eşref’i Hint Devrimci Komitesi’nin temsilcileri ile görüşmek üzere Belçika’nın Liej şehrine gönderir. Kuşçubaşı’nın dönüşte sunduğu rapor –Stoddard’a göre– Enver Paşa’yı memnun eder. Pan-İslamizm çerçevesinde durumdan yararlanmaya karar veren Enver Paşa, Eşref ve kardeşi Selim Sami ile daha birkaç kişinin içinde yer aldığı özel bir gurup kurdurarak Hindistan’a gitmelerini emreder. Enver Paşa’ya bağlı bu gurubun görevi, Orta Asya’da Ruslar’a karşı, gerektiğinde Hindistan’da İngilizler’e karşı Pan-İslamist ayaklanmalar tertip etmekti. Eşref’in at tüccarı,Selim Sami’nin de astragan yünü alıcısı maskesiyle bulundukları özel görev gurubu Bombay’a gitmek üzere yolda iken I.Dünya Harbi patlak verir. Enver Paşa’dan dön emri alan Eşref hemen İstanbul’a intikale geçerken, Selim Sami ve dört arkadaşı Hindistan’da kalarak kendilerine verilen görev doğrultusunda faaliyetlerini sürdürür.

            Eşref Bey İstanbul’a gelince   Stoddard’a göre- Enver Paşa onu TM’nin Arabistan, Sina, ve Kuzey Afrika Müdürü olarak tayin eder. Ancak daha öncede değinildiği gibi, Eşref ile ilgili böyle bir atama yoktur.

            Yine Stoddard’a göre, I.Kanal Harekâtında Yarbay rütbesiyle, Sol Kol Komutanlığı’na bağlı Gönüllü Atlı Bedeviler Komutanı olarak görev yapmıştır. Ancak Kanal Sefer Kuvveti’nin Sağ Kol (80. Alay) komutanı Binbaşı Rıfat Bey, Sol Kol (69. Alay) komutanı Yarbay Musa Kâzım beydir. Bunların dışında Stoddard Kanal Sefer Kuvveti’nin nerdeyse tüm lojistiğinin Eşref tarafından yerine getirildiği gibi bir imada bulunur ki özgün kaynaklar bunu doğrulamamaktadır.

            Yemen’de İngilizlere karşı çarpışan Türk kuvvetleri, 2 Haziran 1916’da patlak veren Şerif Hüseyin isyanı nedeniyle zor duruma düşmüştür. İstanbul’daki Başkumandanlıktan onlara para ve emir gönderilmesi gerekmektedir. Bunun için de Eşref Bey görevlendirilir. Böyle örtülü bir operasyonda hiç vakit geçirmeden görev yerine intikal beklenirken Eşref, görevi ile ilgisi olmayan konularla uğraşıp boş yere zaman harcamıştır. Bırakın Yemen’i, Hicaz’a geldiğinde altı ay geçmiştir. Karadan gitmek zorunda kalan ve İstanbul’dan 1916 Ağustos’unda ayrılan Eşref Bey 13 Ocak 1917’de Hayber’de Şerif Abdullah kuvvetlerine esir düşmüştür. Eşref, esir edilişinin 12. Günü Abdullah’ın kendisini Kahire yakınlarındaki kaplıcaları ile ünlü Helvan’a gönderme önerisini kabul eder. Mısır’a gönderilmeyi beklerken önce Rabıg oradan Cidde’ye gönderilir. Cidde’de İngilizler tarafından sorgulanan Eşref Kahire’ye gönderilir. Kuşçubaşı 14 Nisan 1917’de Mısır’dan Malta’ya gitmek üzere yola çıkarılır.

            Kasım 1918’de kurulan Karakol Teşkilatı’nın kurucuları arasında, 17 Aralık 1919’da Malta’daki hapishaneden denize atlayarak (Kutay’a göre) kaçan Eşref’in adı bulunmamaktadır. 1920 Mart-Nisan itibariyle Kocaeli bölgesinde olduğu bilinmektedir.Gerçi Kocaeli-Adapazarı bölgesine tam olarak ne zaman geldiği ve neler yaptığı çok belli değildir. Fakat belli olan bir şey var ki o da kimi Karakol mensuplarının tavsiyesi üzerine Mustafa Kemal, Eşref’i bölge komutanlığına atamıştır.

            Dr. Adnan Sofuoğlu, Adapazarı mıntıkası Kuvayı Milliye Başkanlığı’na getirilen Eşref’i, faaliyetlerinin Karakol’ca bildirildiği Mustafa Kemal’in, Adapazarı-Düzce-Bolu bölgesi Kuvayı Milliye Kumandanlığı’na atadığını yazmaktadır. Eşref’in Adapazarı’na gelişi ve özellikli kimi uygulamaları, kazadaki milli uyumun bir anda bozulmasına ve sonu felaketle bitecek karışıklıklara neden olur. Çünkü Kuşçubaşı’nın Adapazarı’ndaki faaliyetleri ve Kuvayı Milliye müfrezeleri oluşturmakta başvurduğu yöntemler tepkiyle karşılanır. Ve Eşref Bey Adapazarı’nı terk etmek zorunda kalır. Buradan Kandıra – Taşköprü taraflarına geçtiği bilinmektedir. Ali Fuat Cebesoy Paşa hatıralarında, Ankara’da Heyeti Temsiliye ve 20. Kolordu Kumandanlığı’na çektiği 19 Nisan 1920 tarihli bir şifretelden bahsetmiştir: “…Eşref Bey’in Kandıra taraflarından ahaliden cebren maaş vesaire aldığı şikayetleri duyuluyor. Bu adamın yapacağı zarar, göreceği işle gayri kabili kıyas (karşılanamaz) olacaktır. Bolu havalisine behemehal celbini kati lüzum görmekteyim.”

            TM’ci/ Karakol kurucularından Binbaşı Çolak İbrahim Bey’in, İstanbul’un 16 Mart 1920’de işgalinin üçüncü günü Gedikpaşa’daki evinde yapılan aramada 7 tüfek bulunmuş, tutuksuz yargılanmak üzere mahkemece salıverilmiştir. Daha sonrasında da takiplere uğrayınca Bozüyük’te saklanan İbrahim Bey, yeniden İstanbul’a döner. Bekirağa bölüğünde tutuklu Halil(Kut) Paşa ile Küçük Talat (Muşkara) Bey’in kaçırılmasında önemli rol oynar.  11 Nisan 1920’de iki arkadaşıyla birlikte Gebze Çalı köyüne gelir, Kuvayı Milliye Kumandanlarını arar ve bulur. İbrahim Bey anılarına şöyle devam eder: “Çalı köyüne henüz vasıl olmuştum. Bununla beraber Rauf Bey’in yanına girdiğim zaman, Fırka Kumandanı Miralay Mahmut Bey’le yapmakta olduğu telefon konuşmasından, Eşref’in pek yüksekten atıp tutmakta olduğunu anlamakta güçlük çekmedim.” Kuvvet toplamak üzere Eşref ve Rauf Beylerle birlikte olan İbrahim Bey’e, Mustafa Kemal’den direk emir gelir. Düzce’deki isyancıların Bolu’ya yürüdüklerini ve Bolu boğazını tutmalarının emrini alırlar. Bir çok olumsuzluğa rağmen emri alan İbrahim Bey komutayı ele alır. Ancak çarpışmanın başlaması ile çok ilginç bir olay meydana gelir. İbrahim Bey aynen aktarmıştır: “…Ateş başlar başlamaz garip bir vaziyetle karşılaştım.Bizim Kuşçubaşı Eşref müsademe mahallinden tabana kuvvet kaçmaya teşebbüs etti. Kaçarken neferlerinden birini de ayağından yaraladı. Zavallı adamın yarasından akan kanı durduramadık, nefer öldü. Eşref bu suretle hem kaçmaya başlamış, hem de kendi ayıbını örtmek için bir adamın kanına girmiş oluyordu. Eşref’i çağırırken ‘Neden bu zavallıyı vurdun?’ diye sordum. Eşref bu sualime, ‘Kaçıyordu da onun için vurmaya mecbur oldum!’ cevabını vermekten utanmadı.’Herhalde sen ondan fazla kaçmış olacaksın ki müsademeden bu kadar uzak bir yerde bu cinayeti işlemişsin!’ diye yüzüne bağırdım. Müsademe esnasında bu işle fazla uğraşmaya vakit ve imkan yoktu. Ben bir an evvel kasabaya girmeye gayret ediyordum…”

            Çok önemli olmasından dolayı İbrahim Bey’in anılarından bir bölümü daha aktarmak istiyorum. Binbaşı Çolak İbrahim ve müfrezesi (30er) Göynük’e girdikten sonra çatışma bitmiş ve ilginç bir olay meydana gelmiştir: “..Ben bu tahkikatla meşgul iken Eşref’in ahval ve harekâtını nazarımdan uzak bulundurmuyordum. Çünkü onun icraatı hiç hoşuma gitmiyordu. Eşref, firari asilere ait ne kadar para ve nakli kabil eşya varsa hepsini nam ve hesabına zaptetmişti. Bu suretle eline külliyetli para geçtikten başka, binlerce kilo afyonu da Eskişehir’e göndermişti. Ben onun bu haline uzun müddet tahammül edemedim. Ankara’ya bir telgraf çekerek Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’ne Eşref’in hem korkak ve çapulcu olduğunu hem de bir neferimi nafile öldürdüğünü, Göynük’te zaptettiği afyonları kendi hesabına Eskişehir’e naklettirdiğini, üzerinde bulunan paraların Kuvayı Milliye için istirdadı lazım geldiğini bildirdim.”

            Eşref Bey’in Çolak İbrahim Bey’den ayrıldıktan sonra neler yaptığı bilinmemektedir. Bilinen, 22 Haziran 1920’de başlayan Yunan taarruzu sırasında cepheden uzak bir noktada,Uşak-Denizli sınırındaki Güney İstasyonu’nda bulunduğudur. Eşref Bey’in bundan sonra yine Afyon’da konuşlu 12. Kolordu mıntıkasında bulunduğu anlaşılır. Ocak 1921’e kadar nerde olduğu ve ne yaptığı bilinmemektedir.

            Yunan taarruzunda Uşak’ın düşmesinden sonra, 10 Eylül 1920’de 23.Tümen Komutanlığı’na getirilen İzzettin bey’in –Ethem isyanının patlak vermesinden birkaç gün öncesine ait – 6 Kasım tarihli notlarından anlaşıldığı kadarıyla Kütahya’dadır. Kütahya ise Çerkez Ethem Cumhuriyeti’nin merkezidir. Bu sıralarda Ethem de açıkça kafa tutacağı Ankara’ya karşı kuvvetlerini artırmaktadır. 12. Kolordu istihbaratı, Afyon’da bulunan Eşref’in Ilgın’da Çerkez İlyas Bey’e şu telgrafı çekmek istediğini saptar: “Toplayacağınız süvari ve piyade arkadaşlarınızla Ethem Bey kıtasına iltihak etmek üzere hazırlanmanızı ve neticeyi bana bildirmenizi rica eder gözlerinizden öperim. Eşref.” Telgrafı çektirmeyen Fahrettin Bey, Çerkez İlyas’la Kuşçubaşı’nın temasını ve Çerkez Ethem’e katılmalarını önler.

            Bakanlar Kurulu’nu 27 Aralık 1920 tarihli kararıyla asi ilan edilen Ethem üzerine Batı ve Güney cephesi birlikleri gönderilir. ( Söylemeden geçemeyeceğim bir nokta şudur ki, yurdun dört bir yanında düşmanla –Batı’da Yunan, Güney’de Fransız ve İtalyan, Doğu’da Ermenilerle, İstanbul’da İngiltere ile – savaş veren Atatürk önderliğindeki Kuvayı Milliye, bir de bu şerefsiz vatan hainleri ile mücadele ediyordu. Eğer olmasalardı Yunanı ve düşmanı çok daha önce denize dökerdik.) Yarbay İzzettin Bey’in 61.Tümen’i 30 Aralık 1920’de Çerkez Ethem Cumhuriyeti’nin merkezi Kütahya’ya girer. Ethem ve adamları Gediz’e kaçıp birkaç ay öncesinden ilişki kurdukları Yunanlılar’la 3 Ocak’ta ateşkes protokolü yapar. Ordu onları takip ederken 6 Ocak 1921’de Yunanlılar’ın Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden de Afyon’a taarruz ettiği haberi alınır. Ethem’in karşısına 61.Tümen’i bırakan Albay İsmet Bey, Batı Cephesi kuvvetleriyle Yunan’ı İnönü’de karşılar. Özellikle 9-10 Ocak’ta yapılan kanlı vuruşmalardan sonra Yunanlılar yenilerek çekilir. Batı Cephesi kuvvetleri nefes almadan, Kütahya’da Ethem karşısında oldukça kritik saatler geçiren İzzettin Bey’in yardımına tam zamanında koşar. 11 Ocak öğleden 13 Ocak gece yarısına dek süren buhranlı ve şiddetli çarpışmalar sonunda Ethem kuvvetleri yenilerek kaçmaya başlar. Düzenli Türk Ordusu Birlikleri’de  22/23 Ocak’a dek onları kovalar. Çerkez Reşit, Tevfik (Ethem’in kardeşleri) ve adamları, 21 Ocak 1921’de bir protokol imzalayarak Yunanlılar’a sığınır. Ethem ise 300 adamıyla Gördes batısındaki Kayacık değirmenlerinden Sındırgı, Bigadiç, Susurluk yoluyla Dereköy’e gelmiş ve 27 Ocak’ta Yunanlılar’a kayıtsız şartsız teslim olmayı önermiştir. Bu önerisinin kabul edildiği ertesi gün kendisine bildirilince, Ethem 28 Ocak akşamı diğerlerinin ayrılmasından sonra yanında kalan 64 adamı ile Susurluk-Dereköy’de 12.Yunan Birliği’ne teslim olur.

            Ancak Ethem’in akrabası Emrah Cilasun’un yayınladığı ve ikisi Yunan subayı dört kişinin görüldüğü fotoğraftan anlaşıldığı üzere Ethem Yunanlılar’a tek başına sığınmamıştır. Yanında bir kişi daha vardır. Bu sürpriz adın kim olduğunu Cilasun fotoğraf altında şöyle açıklar: “Dereköy, 28 Ocak 1921. Ethem Bey, Yunan kuvvetleriyle protokol imzaladıktan sonra. Bir Yunan subayı, Ethem Bey, EŞREF KUŞÇUBAŞI ve Christos D. Karassos. (Soldan Sağa).”

            Eşref Bey bu tarihten sonra Yunan hizmetine giren Çerkez kardeşlerle birlikte görülecektir.

            Türk İstiklal Harbi ve Yunanlılar’ın hizmetine girdikten sonraki dönemde adeta Çerkez Ethem’in gölgesi altında görülen Eşref Bey, Batı Anadolu’nun istirdadından sonra ise bizzat kendi kimliğiyle ortaya çıkar. Kuşçubaşı ve Çerkez kardeşler, bu kez de adalar, Yunanistan, Batı Trakya ve Avrupa’da Türkiye karşıtı faaliyetlerde bulunur. Bunların tümü belgelerle sabittir.

            Kuşçubaşı ve Çerkez kardeşler, 9 Eylül’den sonra sığındığı Midilli’de kendilerince pes etmiş değildir. Türk, İngiliz ve Yunan belgelerinden anlaşıldığı üzere Kuşçubaşı Eşref ve Ethem’in örgütlediği çeteler, başta Midilli, Sakız ve Sisam olmak üzere diğer Ege adalarından Batı Anadolu kıyılarına çıkıp eylemlerine devam etmek istemiştir. Bu elemanların böyle bir maceraya girişeceğini, elde ettiği istihbarat doğrultusunda saptayan Türk Genelkurmayı sıkı önlemler aldığından sızmalara genel olarak fırsat vermemiştir. Kuşçubaşı, İngiliz ve Yunan istihbaratının yardımıyla, Türkiye düşmanı Anadolu Osmanlı İhtilal Komitesi’ni kurmuştur.

            Lozan Konferansına katılmak üzere Avrupa’ya giden heyete suikast planlayan Eşref ve Ethem İsviçre’ye geçmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal Paşa gönderdiği şifretellerde bu suikastı iki kez açıkça dile getirmiş ve heyeti uyarmıştır.

            1924’te Meclis oylamasıyla adı 150’likler listesine alınan Eşref Bey’in, 1927’de kardeşi Hacı Sami’nin adının karıştığı İzmir’de Atatürk’e suikast girişiminin planlayıcısı olduğu sanılmaktadır.

            Cumhuriyetin 15. Yıldönümü nedeniyle 150’liklerin 29 Haziran 1938 tarih ve 3527 sayılı yasa ile affedilerek yurda dönmelerine izin verilir. Ancak Eşref dönmemiştir. Fakat tarihi bilinmemekle beraber Eşref’in çok sonradan Türkiye’ye döndüğü ve Söke’de bir çiftliğe yerleştiği kayıtlardan anlaşılıyor. Eşref’in 1964’te 91 yaşında bu çiftlikte, Söke’de öldüğü belirtiliyor.

                        —————-

16 Comments

  1. hi

    28 Ekim 2019 at 18:33

    This paragraph is in fact a pleasant one it helps new internet
    visitors, who are wishing for blogging.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla