EVRENE HÜKMETME SERÜVENİ

İnsan! Yaklaşık 15.000 yıl önce güneş sisteminin 4. En büyük gezegeni olan dünyaya ilk adımını atarken yemeye, içmeye, barınmaya ve yaşamak için mücadele vermeye başladı. Önce yabani hayvanlardan korunmak isteyen ve korkan insan mağaraya sığındı daha sonra bunu aşınca barınmayı ve konaklamayı geliştirerek doğaya, toprağa açıldı ve kolaylık sağlamak için yerleşime geçti. Geçimini geliştiren insan takas usulünün kendisine yeterli gelmemesi üzerine para kavramını ortaya çıkardı çünkü insana barınmak ve yaşama tutunmak yetmiyordu daha çok şeye sahip olmak istedi. Önce ekim için kullandığı toprağın üzerinde mimariler yapmaya başladı ve daha sonra yerin altındaki zenginlikleri farketti ve onları ele geçirmeye başladı.

İnsan hiçbir vasfa, hiçbir konuma  sahip değilken kendisini birçok özellikle niteledi ve böyle olunca da kendi belirlediği kavramlara, özelliklere, düşüncelere sahip olmayan, özgürlüğünü tehdit eden diğer insanları ötekileştirdi. Öyleki kendisiyle aynı güzergahı paylaşan insanla geçinemez ve sahiplendiği yerleri paylaşamaz oldu! önce itti sonra yok etmeye başladı. Bir takım ihtiyaçları olan en fazla 100 senelik bir ömür sürebilen bu canlı neden milyon asırlık dünyaya, evrene sahip olmak arzusundaydı

Kimdi insan!

Ne istiyordu ve ne aldı yaşamdan!

Var olma mücadelesinin bir kazananı var mıydı gerçekten veya kaybedeni kimdi!

Kazandığını zannederken kaybeden ve hep ötekileştiren insanlık nereye gitmekteydi!

Peki insanın uzun uzadıya başlayan ve bitmeyen bu yok etme serüveni nasıl bir şekil almaya başladı

Kimin için yok ediyordu ; varsayımlarla sahiplendiği şeyleri yine ötekileştirdiği insana karşı mı koruyordu

Kimden neyi alma çabası içersinde yok ediyordu

Peki insan nereyi vatan(yani yurt; halkın üzerinde egemen olarak yaşadığı, kültür ve uygarlığını oluşturduğu toprak parçası) edinmişti? Doğduğu yerleri mi?  kendisini ifade ettiği yerleri mi? veya yaşamayı en çok istediği yerleri mi? Nereyi??? Neresiydi bu vatan dediğimiz toprak parçası ? Bizim aklımızda varsaydığımız, işimize gelerek kalemle çizdiğimiz hangi toprak parçasıydı?

Sayıları, rakamları ve zihnimizde var ettiğimiz tüm varsayımlar aslında yaşama verdiğimiz birer basit anlamlar silsilesi değil miydi?

Tek bir insanlığı renklere, ırklara, dillere, konumlara göre ayırdık ve herkesi herkese ötekileştirdik ve bizim gibi olmayanları bizim gibi düşünmeyenleri düşman belledik ve insanı insana kırdırırken aslında insanlığı kırdık. Mesafeleri aşarken evrende; okyanusun altına ve ayak basmadık hiçbir yer bırakmamak için didinip çabalarken bir tek yere ayak basmayı unuttuk İNSANLIĞA

İşte o yüzden üzerinde kendimizi tanrılaştırma küstahlığını bulunduğumuz bu minik dünyamız bize yetmemeye başladı

‘’Derisinden, dilinden ötürü öldürülüyor insanlar. Ah insanlar! Her şeyi bulup kendini bulamayanlar’’

Charles Bukowski

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla