ERASMUS, DELİLİK VE EĞİTİM

“…Pek deli dinleyicilerim mi? Neden olmasın? Bu, delilik mesleğinin vakıf olanlara verebileceği en şerefli ünvandır.”

Desiderus Erasmus, 15. yüzyılda doğmuş olan Katolik rahip, öğretmen ve teolog, klasik edebiyat araştırmacısı ve hümanizmin kurucularından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak günümüzde dahi etkisi bulunan bir aydındır. 1465 yılında Rotterdam’da doğdu. Augustin Tarikatı’na girerek dini eğitim aldı, ancak cüppe giymeme izniyle din adamı olmamayı seçti. Paris Üniversitesi’nde eğitim aldı. Papalığın baskıcı düşünce sistemine karşılık kendi özgün felsefi düşüncelerini geliştirdi.

Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa’da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Luther’in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hıristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı. 1536’da Basel’de öldüğünde Avrupa’nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

“Ancak delilik, gençliğin hızını yavaşlatır ve can sıkıcı ihtiyarlığı bizden alır.”

Rönesans batı felsefesini hümanist fikirleriyle etkilemiştir.  Rönesans hümanizmi ve Hristiyan felsefesi konusunda çalışmaları vardır. Özgür irade konusundaki fikirleri ilgi çekicidir, bu konuda Martin Luther’le uzun süren tartışmaları bulunmaktadır ve Luther, bu tartışmalarda Erasmus’un dinsiz olduğunu dahi iddia etmiştir. Çoğu Latince olmak üzere 20 kadar eseri bulunmaktadır.

Retorik sanatını çok başarılı bir şekilde kullanan Erasmus, adeta okuyucuyu hipnotize eder. Ki bu eser 17. yüzyıldan itibaren Avrupa üniversitelerinde Retorik dersleri için kaynak kitap niteliğindeydi. Erasmus, bu kitabında da diğer kitaplarında olduğu gibi hümanist bir eğitim metodu uygulamıştır.  Dini yönden Antik Çağ bilgeliğini arayan yazar, bu sayede Antik Çağ Yunan’ının hümanist birikimini miras almıştır. Kitabın illüstrasyonları da Hümanist özellikler taşımaktadır.

Hümanist eğitim ideali çok yönlü yaratıcı bir düşüncedir.  Hümanizm ile amaçlanan, her yönüyle gelişmiş insandır.  Hümanist anlayışta eğitimin merkezinde Tanrı ya da Kilise dogmaları yerine insan yer alır.  Böylece Rönesans’ın bireyciliği, eğitim alanında da kendini gösterir. Kitapta da bu gelenekten gelen bir dürtüyle tek işi önceki kitabın harflerini bire bir kopyalamak ve ezberlemek olan, yenilikten ve eleştiriden şeytandan kaçarcasına kaçan din adamlarını eleştirir.

“Halk arasında hakim olan delilik ve çılgınlık türlerini burada anlatmaya kalkışsam, delilerin en delisi olurdum.”

DELİLİĞE ÖVGÜ

Orijinal adı Stultitiae Laus olan bu eser 1509’da Latince olarak kaleme alınmıştır.  Erasmus, bu eserinde İtalyan hümanist Faustino Perisauli’nin De Triumpho Stultitiae (Deliliğin Zaferi) eserinden esinlenmiştir. Latin ozan Horatius’un “güldürürken gerçekleri söylemek” ilkesinin Rönesans dönemindeki en önemli temsilcilerinden sayılabilir. Yine ayrıca Lukanios ve Libanios’un eserlerini çeviren Erasmus, bu eserlerden de etkilenmiştir.

Bir hafta gibi kısa bir sürede oluşturulmuş, herhangi bir eserden referans almadan, hatta Erasmus’un kendisinin ciddi bir eser vermek için çok meşgul olduğunu düşündüğünden ciddiyetsiz ve güldürü amaçlı bir eser vermek için yazılmıştır. Eserini, yakın arkadaşı olan ve eserini yazarken evinde misafir olduğu Thomas More’a adamıştır. Eser, deliliğin kendisinin okurla sohbeti olarak özetlenebilir

“Eser hakkında hüküm vermek halka düşer, fakat özsaygım gözlerini bürümüyorsa, ‘deliliğe övgü, tam bir deli eseri değildir!’ derim.”

Eserin illüstrasyonları Hans Holbein tarafından, dönemine göre gayet marjinal çizimlerle yapılmıştır.  Ressam Hans Holbein, Erasmus’un en bilindik tablolarını da çizmiştir. Bu eserler şu an Basel ve Louvre Müzesi’nde görülebilir. Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir.

İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Delilik, kitap boyunca kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir. Delilik’e göre, tüm eski tanrılar ya onun kanındandır ya da elde ettikleri yere ona borçlulardır.

Eserde, Delilik Erasmus’un fikirlerinin tersini yansıtır. Bilim ve sanata yergiler yağdırır, bunların insanlığa düşman varlıklar tarafından oluşturulup insanlığı mahvetmek için planlandığını ortaya atar. İnsanların egolarını, özsaygılarını yüzlerine vurur, yaptıkları hataları tek tek sayar.  Toplumsal bozukluklar onun için normal birer olgudur, hatta kitaba sonradan eklenen görsellerden okulun zorbasının işi çocukları dövmek olarak tanımlandığı bir parça bulunmaktadır.

“İnsanlığın çektiği sefalet, beni yardımına koşmaya sevk etmemiş olsaydı, ihtiyarlığa katlanacak tek bir ölümlü bulunamazdı.”

Delilik, kendisi olmasaydı hayatın çok sıkıcı olacağını ortaya atar ve ekler; “Hiçbir eğlenceli veya şanslı bir şey bulamazsınız ki bana borçlu olmasın.”

Delilik kendi soy ağacını şöyle sıralar: Kendisi bir tanrıçadır, zenginlik tanrısı Plutus ve Tazelik adlı bir nymph’in çocuklarıdır.Süt anneleri Sarhoşluk ve Cehalet tarafından emzirilmiştir. Yoldaşları Philautia (kendini sevmek), Kolakia (gurur), Lethe unutma), Misoponia (tembellik), Hedone (zevk), Anoia (çılgınlık), Tryphe (hafifmeşreplik), ve iki tanrı, Kornos (ölçüsüzlük) ve Morpheus (derin uyku)’dur.

Deliliğe Övgü kitabını kara mizah olarak da kabul edebiliriz. Hukukçulardan tutun da, vaizlere, eser hırsızı yazarlara, diğer milletlere, hatta Roma dönemi şairlere bile eleştiriler sunar, Delilik’in övgülerini ve yergilerini üzerlerine yağdırır. Okuyucuyu ironiyle eğitir. Kısa ve öz şekilde amacına ulaşır, ama bazen betimlemelerinde eski destanlara, şairlere, tanrılara dahi göndermelerde bulunur. Zaten Erasmus’a göre eğitim, insanın ufuklarını sınırlandırmaktan ziyade genişleten ve artıran, özgürleştirici evrensel bir süreçtir. Dogmatik ve katı bilgilerden kaçınır, insan temelli olgulardan ve değişkenlerden bahseder.

Eğitimcilerin belirli mezheplere ya da dinî otoritelere ya da ulus devletlere hizmet etmeyen uluslararası ve kozmopolit yaşam alanlarında dünya yurttaşı olmaları gerektiğini ileri sürer; ona göre böylece, doğabilecek savaşlar da engellenmiş olur. Ancak tarih ona acı bir oyun oynamıştır, hümanist ve barışçıl görüşlerine karşı Martin Luther ve reformist-devrimci bir cevap çıkartmış, fikirlerinin yüzlerce yıl sadece masal olarak kalmasını sağlamıştır.  Eleştirileri öyle sert ve tazedir ki, ölümünden uzun yıllar sonra kitabı yasaklı kitaplar listesine (index) alınmış, sansürlenmiş ve yok sayılmıştır.

 “Rica ederim, söyleyiniz; insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi?”

Eray ÖZER

299 Comments

  1. minecraft games

    17 Eylül 2019 at 01:52

    I was suggested this blog by my cousin. I’m not sure whether this publish is
    written by him as nobody else know such distinct about my trouble.
    You’re amazing! Thank you!

  2. nike shoes

    17 Eylül 2019 at 10:56

    Thanks so much for giving everyone an extraordinarily wonderful chance to read in detail from this site. It’s always very enjoyable and also packed with a good time for me personally and my office fellow workers to visit your blog more than three times a week to read the new tips you have got. And definitely, I’m just always satisfied for the breathtaking tactics served by you. Certain 4 points in this article are basically the best I’ve ever had.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla