Üveys Paşa’nın Torunu Yazdı: İFTİRAYA UĞRAMIŞ SULTAN

İFTİRAYA UĞRAMIŞ BİR SULTAN :

SULTAN MEHMET VAHİDEDDİN HAN

Sultan Vahideddin’i konu alan ve onun özel evrakına dayanılarak yazılmış olan tek belgesel kitap, Murat Bardakçı’ya ait bulunan Şahbabadır. Sultan Vahideddin’in sürgünde yaşadığı İtalya’nın Sanremo kasabasında 1925 yılında kaleme aldığı ve gündemimizi işgal eden ‘hain miydi, değil miydi?’ tartışmalarına cevap teşkil eden hatıralarının bazı bölümlerini Şahbaba’dan burada günümüz Türkçesi’ne aktarmıştır Murat Bardakçı. Şahbaba’nın bir nüshasını o zaman Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’e de göndermiş ve Demirel’den ‘Bu değerli kitabınızdan dolayı sizi tebrik ederim’ mealinde bir teşekkür mektubu almıştır. Ama Bardakçı Şahbaba kitabında Sultan Vahideddin’in ‘hain olmadığını’ söylüyordu. BÜLENT Ecevit’in başlattığı ve günlerdir devam eden ‘Vahideddin hain miydi, değil miydi?’ tartışmasına Sultan Vahideddin hain olmadığını o da dillendirmiştir.
Kitabın temelini, hükümdarın ailesinin, Hanedan-ı Âli Osman’ın 70 küsur yıl boyunca itinayla muhafaza ettikten sonra yayınlamaları için Bardakçıya verdikleri Sultan  Vahideddin’e ait hatıralar, mektuplar ve belgeler, yani birinci elden kaynaklar oluşturuyordu.
“Şahbaba” dışında kalan Vahideddin ile ilgili diğer bütün kitaplar ise –Damad Ferid Paşa’nın yaveri Tarık Mümtaz Göztepe’nin yazdıkları hariç olmak üzere ya hayal mahsulüydüler, yahut ikinci derece kaynaklardan derlenmişlerdi.

Bugün dâhi yeni yetme çocukların, tarih bilmez aklı evvellerin, siyaset bilmez nadanların Sultan Vahdettin Han’a hain gibi “ihanet” içeren cümleler sarf etmeleri açıkçası komiktir.

Şimdi,  Sultan Vahideddin hakkındaki tek belgesel çalışmayı yapmış kişi olarak Murat Bardakçı’nın onunla ilgili kanaatimi açıkça söyleyeyim: Herşeyin bittiği bir anda tahta çıkmış ve iktidarı Bebek ile Aksaray arasında kalan birkaç semte sıkışmış çaresiz bir padişahtır. HAİN DEĞİLDİR, hatta ben memleketini sevdiğinden şüphe bile etmem. Ama, birşeyler yapmaya çalışırken büyük hataları da olmuştur fakat bu hataların ihanet çizgisine getirilmemesi lazımdır. Nutuk’ta geçen Sultan Vahideddin ile ilgili ifadelerin ise o günlerin şartları ve yeni kurulmuş olan bir devletin meşruiyet çabası dahilinde yorumlanması gerekir. Bunu hâlâ günümüzde devam ettirilmesi CEHALETTEN başka bir şey değildir. Ya cehalettir, ya da bir kinin mahsulüdür o cümleler.

Murat Bardakçı “Şahbaba”nın bir nüshasını o zaman Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’e de göndermiş ve Demirel’den ‘Bu değerli kitabınızdan dolayı sizi tebrik ederim’ mealinde bir teşekkür mektubu aldığını ifade eder.
İşin ilginç tarafı ise şuydu: Ben, Şahbaba’da Vahideddin’in ‘hain olmadığını’ söylemesine rağmen Demirel tebrik mesajını yollamış. Siyaset ve tarih bilenler o dönemin şartlarını düşünür ve öyle konuşur zaten.

ŞEREFLİ SULTAN MEHMET VAHİDEDDİN HAN

    MEMLEKETE PARATONER OLDUM: ‘Karşınızda köklerinden koparılmış, bir girdapla sahile fırlatılıp atılmış bir kazazede var. Ben bu kargaşa içerisinde önümde daha ne kadar yol kaldığından habersizim ve bu işin neticesini de sadece Allah biliyor. …Ne yapabiliriz ki? Kader, bu konuda düşündüğümden farklı bir yol çizdi.

Ben, dindar bir insanım. …Vazifemi çok karmaşık bir dönemde, bir insanın yapabileceği en iyi biçimde tamamladığıma bütün yüreğimle ve kat’iyetle inanıyorum.

İnsanın zaafları da söz konusu… ‘Beşer şaşar’ ifadesinin doğru olduğunu çok iyi biliyorum ama, aşılması zaten imkansız olan savaş zamanının engellerini ve daha sonra mütareke ile ortaya çıkan güçlükleri yenemediysem de, memleketimin iyiliği için yapmam gereken herşeyi yaptığımı iddia ediyorum.

Mütareke yıllarında ortaya çıkan bütün facialara ve olaylara karşı gerçi kalkan olamadım ama paratoner vazifesi gördüm ve öyle zannediyorum ki, bütün musibetleri de üzerime çektim. Kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım. Ama gelin görün ki, bugün yaşayan kurban benim; daha doğrusu fedakarlığın kurbanı!’

    KAÇMADIM, HİCRET ETTİM: ‘Her tarafı istila eden inkılap ve ihtiras içerisinde bunaldım. Bana teklif edilen şekildeki hilafete ne karşı koyma, ne de baş eğme imkanı görmeyerek kamuoyunda sükûn ve durumda açıklık belirinceye kadar tehlikeli bölgeden geçici olarak ayrılmaya karar verdim. Gitmekle, vekili olduğum şanı yüce peygamberin yaptığını yaptım, kaçmadım, hicret ettim.’

    İHANET ETMEDİM: ‘Talih ve kader bizi vatanımızdan ayırdı ve nihayet gurbetlere attı. Allah’ın takdiri ve kısmetimiz böyleymiş. …Gerçi malum sebepler yüzünden dinime, vatanıma ve milletime arzu ettiğim kadar hizmete vakit ve imkân bulamadım ise de, asla ihanet etmedim. Şimdi burada zelil ve sefil bir halde kalmaktansa, Anadolu’da at sırtında olmalıydık. Ecdadımın sarıkları, aynı zamanda kefenleriydi. …Anadolu’ya gidip ordunun başına geçmem konusunu dünürüm Sadrazam Tevfik Paşa’ya açtığım zaman, büyük bir muhalefete uğradım. ‘Böyle bir avantüre giremezsiniz. Biz, Mustafa Kemal Paşa ile haberleştik. Zaferden sonra, size bağlılığını bildirecek. Onun istemediği, sadece Damad Ferid Paşa’dır. Galip gelirse zafer sizin, Allah göstermesin yenilirse de bu yenilgi onun hesabına olacaktır. Vaktiyle Enver ve Talat yenilmişlerdi ve onların hatalarını düzeltmek için galip devletlerle şimdi siz mücadele içerisindesiniz. Anadolu’ya gidip mağlup olursanız vaziyeti kim kurtarır?’ deyip Anadolu’ya gitmeme mani oldu.’

   SEVR’İ İMZALAMAYACAKTIM: ‘O Sevr Andlaşması ki, elime ilk aldığımda keskin bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim. …Sevr bana göre ne bir andlaşmaydı ne de bir pakttı; kötülüğün baştan aşağı ta kendisiydi.

Bana gelince; mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya çalıştım. Saltanat Şûrası’nı da zaten her türlü mes’uliyeti üzerime alarak galipleri ve zaferlerinden sonra Türkiye’ye karşı aşırı düşmanca bir tavır içine giren bu memleketlerin kamuoyunu biraz sakinleştirmek için teşkil etmiştim. Gelişmeleri bu şekilde beklerken biraz zaman kazanmaya çalıştım, zira olayların gidişatını normale sadece zaman çevirebilirdi.

…Eğer işler kötü gider ve bu oyalamakta muvaffak olamazsam, andlaşmayı imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.’

   HAZİNEYİ ALMADIM: ‘İstanbul’u terkederken Osmanoğulları’na ait bulunan ve benim için çok büyük kıymet taşıyan eşyaları yanıma almayı düşünmedim. Bu sebeple, yabancı bir memlekette şimdi beş parasız, yüzüstü ve ızdırap içinde kaldık

   MİLLİ MÜCADELEYİ DESTEKLEDİĞİNİN KANITI NEDİR?
6 Eylül 1919’da İngiliz Morning Post Gazetesi’ne verdiği şu demeç, en başından beri Milli Mücadele’yi desteklediğinin vesikalarındandır: ‘Memleketimin halkı namusunu, hayatını ve evini kurtarmak için pençeleşmeye hazırdır!’ Amerikan Associated Press muhabirine verdiği 17 Aralık 1919 tarihli demeçteyse, bağımsız bir Türk Devleti’ni arzuladığını ifade etmiş, ‘Ümidim medenî bir Türkiye’dir. Doğu barışı, ancak Türkiye bağımsız kalmak şartıyla muhafaza edilebilir.’ Yunan ordusuna karşı 10 Ocak 1921’de kazanılan I. İnönü Zaferi karşısında, aylardır ilk defa gülecek kadar sevinmiştir. Son Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu, kendisinin yaveri olan İsmail Hakkı Okday’ın tespit ve müşahedesi oldukça çarpıcı: ‘Sultan Vahideddin, öyle sanıldığı gibi Milli Mücadele’mizin düşman orduları tarafından yok edilmesini katiyen arzulamaz; bilakis zaferi dört gözle beklerdi.’ Büyük Zafer’in gerçekleştiği sırada ise kelimenin tam anlamıyla bayram yapmıştır. Yıldız Sarayı ve diğer sarayları muzafferiyet şerefine donattırmıştır. Ardından da Ayasofya Camii’nde mevlit okutmuş ve bizzat kendisi de katılmıştır.

Velhasıl, bir tarihi kişilik hakkında konuşurken çok dikkat etmeli, cahilce hareket etmekten kaçınmalıdır kişi. Belgeler ile konuşmalıdır. Belgesiz, Google ve Youtube tarihçiliği yapılmamalıdır. Osmanoğlu’nun sürgün nesli dahil günümüzde yaşayan fertleri kimseye hakaret etmemiş asaletlerinin gereğini yapmışlardır. Bunun farkında olamayanlara cevabımızı her zaman edep çizgisinde olacaktır. İşgale boyun eğen değil, vatanın selameti için kendinden ve ailesinden vazgeçen merhametli bir SULTANDIR O.

Selam ve dua ile …

BURAK ÇELİK

KAYNAK : MURAT BARDAKÇI ŞAHBABA

Yemen Beylerbeyi Üveys Paşa Torunu Elektrik-Elektronik Mühendisi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Araç çubuğuna atla